Artık yalnızca tek bir ülkeye, tek bir iktidara ya da tek bir döneme özgü olmayan bir sorunla karşı karşıyayız: NEPOTİZM VE KLİENTALİZM, çağımızın en sessiz ama en yıkıcı hastalıkları hâline geldi. Üstelik bu hastalık, çoğu zaman fark edilmeden, hatta kimi zaman “doğal” kabul edilerek yayılıyor.

Bir zamanlar liyakat, emek ve ahlâk ile yükselmenin konuşulduğu zeminlerde bugün başka sorular dolaşıyor:

“Kimi tanıyorsun?”
“Hangi çevredensin?”
“Kimin referansıyla geldin?”

Bu soruların normalleştiği her yerde, yalnızca bireyler değil; kurumlar, toplumlar ve en nihayetinde gelecek yara alıyor.

NEPOTİZM SADECE AKRABA KAYIRMACILIĞI DEĞİLDİR

Nepotizm, sadece akraba kayırmacılığı değildir. Aynı soyadı, aynı cemaat, aynı çevre ya da aynı klik üzerinden kurulan görünmez bir ayrıcalık düzenidir. Klientalizm ise bu düzenin sürekliliğini sağlayan sessiz bir alışveriştir: Sadakat karşılığında makam, destek karşılığında imkân, sessizlik karşılığında yükseliş.

Bu ilişki biçimi ne sağcıdır ne solcudur ne doğuludur ne batılıdır. Tarih boyunca imparatorlukları çökerten, modern devletleri içten içe kemiren ortak bir zaafın adıdır.

EN TEHLİKELİ OLAN NORMALLEŞMESİDİR

Nepotizm açıkça savunulmaz; NORMALLEŞTİRİLİR.

Klientalizm övülmez; MEŞRULAŞTIRILIR.

“İşler böyle yürüyor” cümlesiyle ahlâk askıya alınır. İşte tam da bu noktada çürüme başlar. Çünkü adaletsizlik olağanlaştığında, itiraz etmek marjinal, uyum sağlamak ise akıllılık sayılır.

LİYAKAT SADECE BİR YÖNETİM TEKNİĞİ DEĞİLDİR

Liyakat; yalnızca bir CV meselesi değil, bir ADALET MESELESİDİR.

Ehil olmayanın ehil gibi sunulduğu hiçbir yapı uzun ömürlü olamaz. Emeğin karşılık bulmadığı yerde sadakat samimi olmaz; başarı sürdürülebilir hâle gelmez.

Gençlerin umutsuzluğu, beyin göçü ve kurumsal güvensizlik çoğu zaman bu görünmez ama derin adaletsizlikten beslenir.

BU YAZI BİR KİŞİYE YA DA BİR İKTİDARA DEĞİL

Bu yazı bir kişiyle, bir partiyle ya da bir iktidarla ilgili değildir. Bu yazı, ÇAĞIN SORUNU olarak karşımızda duran bir zihniyetle ilgilidir. Çünkü nepotizm sadece yukarıda üretilmez; aşağıda da talep edilir.

Yönetmek isteyen kadar, yönetilmek isteyen de bu düzenin parçası hâline gelebilir.

AHLAKİ RESTORASYON ZAMANI

Bugün ihtiyacımız olan şey daha yüksek sesle slogan atmak değil; daha derin bir AHLAKİ RESTORASYONdur.

Daha fazla sadakat değil, daha fazla EHLİYET.

Daha çok bağırmak değil, daha çok HAKKANİYET.

Aksi hâlde nepotizm ve klientalizmin baş tacı edildiği bir çağda, EN BÜYÜK BEDELİ TOPLUMUN KENDİSİ ÖDEYECEKTİR.