TARİHİN UTANÇ VESİKALARI:
İnsanlık tarihi, ne yazık ki sadece teknolojik buluşların veya sanatsal dehaların kronolojisi değildir; aynı zamanda sistematik zulmün ve unutuşun da tarihidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon İmparatorluk Ordusu tarafından "motivasyon aracı" olarak görülen ve "Teselli Kadınları" (Comfort Women) adı altında köleleştirilen binlerce kadının yaşadığı trajedi, bugün modern dünyanın farklı coğrafyalarında yankılanmaya devam ediyor.
Seul'den Berlin'e kadar dünyanın çeşitli yerlerinde bu kadınların anısına dikilen "Barış Heykeli", sadece geçmişteki bir ayıba işaret etmiyor. O heykel, aslında bugünün dünyasına tutulan devasa, aynalı bir vicdan azabıdır. Ancak ne acıdır ki, o heykelin sessiz çığlığı, çağdaş dünyanın gürültüsünde kaybolup gidiyor.
TEKERRÜR EDEN BİR VAHŞET DÖNGÜSÜ
Tarih, ders alınmadığı sürece sadece tekerrür etmekle kalmaz; her seferinde daha sofistike ve daha acımasız yöntemlerle karşımıza çıkar. Japonya’nın 80 yıl önce yaptığı o korkunç hata, bugün isim değiştirerek farklı bayraklar altında devam ediyor:
• Irak ve Afganistan’da: İşgal yıllarında, başta ABD askerleri olmak üzere diğer koalisyon güçleri tarafından Müslüman kadınlara yönelik gerçekleştirilen tacizler, Ebu Gureyb gibi hapishanelerde yaşanan insanlık dışı aşağılamalar ve "demokrasi" maskesi ardına saklanan kirli saldırılar, tarihin kara sayfalarına silinmeyecek birer leke olarak geçti.
• Filistin’de: On yıllardır süren işgalin gölgesinde Filistinli kadınlar; İsrail ve destekçisi olan işgalci güçlerin askerleri tarafından kontrol noktalarında, baskınlarda ve cezaevlerinde sistematik taciz, aşağılama ve psikolojik şiddete maruz bırakılarak iradeleri kırılmaya çalışılıyor.
• Suriye’de: Savaşın ortasında kalan kadınlar, hem yerel zalim odaklar hem de radikal gruplar tarafından birer "ganimet" olarak görülüp köle pazarlarında satıldı, haysiyetleri hedef alındı.
• Doğu Türkistan’da: Toplama kamplarında Müslüman kadınların inançlarına ve onurlarına yönelik sistematik saldırılar, dünyanın gözü önünde cereyan eden modern bir soykırıma dönüştü.
• Ukrayna’da: Savaşın en kirli silahı olan cinsel şiddet, yine bir "motivasyon" ve "yıldırma" aracı olarak sahneye sürüldü.
HEYKELLER NEDEN ANLAMSIZLAŞIYOR?
Japon kadınları ve Asya'nın dört bir yanından zorla getirilen kurbanlar adına dikilen o heykellerin bugün "anlamsız" kalmasının sebebi, insanlığın bu acıları birer "müze nesnesi" gibi görmesidir. Bizler, geçmişin acılarına ağlarken bugünün acılarına gözlerimizi kapattığımızda, o heykeller taş yığınından öteye geçemez.
Ahlaksızlık aynı ahlaksızlık, yöntem aynı yöntemdir. Kadın bedeni üzerinden yürütülen savaş stratejileri, zalim güçlerin değişmez karakteridir. Eğer dünya insanlığı; Irak’tan Filistin’e, Doğu Türkistan’dan Ukrayna’ya kadar kadınların aşağılanmasına karşı ortak bir ses çıkaramıyorsa, tarihin tekerrür etmesi kaçınılmaz bir sondur.
VİCDANIN SINIRI COĞRAFYA MIDIR?
Bugün sormamız gereken soru şudur: Bir kadının onuru, hangi pasaporta sahip olduğuna göre mi değer kazanır? Tarihten ders almak, sadece geçmişteki suçluları parmakla göstermek değil; bugün aynı suçu işleyenlere karşı dik durabilmektir.
O heykeldeki genç kız figürü, sadece Japonya’nın kurbanlarını değil; bugün Bağdat’ta, Gazze’de, Şam’da veya Kabil’de zulüm gören her kadını temsil ediyor. Dünya, bu ahlaksızlığa göz yummaya devam ettiği sürece, tarih kanlı sayfalarını yazmaya devam edecektir.
Tarihin tekerrür etmemesi için heykel dikmek yetmez; o heykellerin hatırlattığı onuru, bugünün dünyasında her bir kadın için savunacak cesarete sahip olmak gerekir.