Dünya oyun ve eğlence yeri değildir. Övünme yeri de değil; gösteriş ve yarış yeri de değil.

Biz keyif, konfor, refah peşinde koşan, dünyayı oyun ve eğlence, övünme, gösteriş, yarış ve rekabet alanı hâline getirdik. Mütreflerden olduk. Mütrefîn (Mütrefler), Kur’an’da refah, bolluk ve lüks içinde şımarmış, dünya zevklerine dalmış, ölçüsüz yaşayan ve bu yüzden inkâra, azgınlığa sürüklenen kimseleri ifade eder. Bu kavram, özellikle Mekkî surelerde geçer ve peygamberlere karşı çıkan, servet ve konforla gururlanan elit kesimi tanımlar.

Nebevî gelenekte çile (sıkıntı, imtihan) ve hüzün, müminler için bir arınma, terbiye ve ahirete hazırlık vesilesidir. Mütrefîn (refah, keyif, eğlence peşinde koşanlar) ise bunlardan kaçtığı için helâk olur. Dünya hayatı imtihan yeridir. Bizler fitne (altını cürufundan ayıran zor şartlar) ile imtihan olacağız. Allah (c.c.) zalimleri başımıza musallat edecek ki, bizim ellerimizle zalimleri cezalandırsın ve mazlumlara yardım etsin. Zalimler karşısında sessiz kalıp “dilsiz şeytanlara” dönüşürsek de o zalimler eliyle bizi cezalandırsın. Çile ve hüzün olmadan gerçek kulluk, sabır, tevekkül ve ahiret şuuru oluşmaz. Peygamberler bile çile ve hüzünle imtihan edilmediler mi? Hz. Yakub’un hüznü, Hz. Yusuf’un, Hz. Eyyub’un çilesini hatırlayalım. Müminlerin dünyadaki sıkıntıları ahirette sevaba dönüşür; mütrefînin refahı, konforu, keyifli hayatı ise azaba vesile olur. Tabii rüşvet alanlar, torpil yapanlar, ihaleye fesat karıştıranlar, haksız edinimlerde bulunanlar, yalan söyleyenler, başkalarının mallarına çökenler de...

Sahi, bunlar bir yana da, “keyfiniz nasıl?” (!?) İsterseniz şimdi çıkın pahalı mağazalardan pahalı, marka ürünler alın, havanızı atın; düşmanlarınız çatlasın, dostlarınız kıskansın! Aman aman! Allah (c.c.) korusun. Cahiliye döneminde bazı kadınlar, ayak bileklerine taktıkları halhallarla (zil gibi ses çıkaran süsler) dikkat çekmek için ayaklarını yere daha sert vururlardı. Dikkatleri çekmek, zenginliğini ve takılarını göstermek için kırıta kırıta yürürlerdi. Bu şekilde gizli ziynetleri ve vücut hatları dikkat çeksin diye tahrik edici bir yürüyüş sergilerlerdi.

Bugün bizde buna ihtiyaç kalmadı; "Show Business" bunu profesyonelce yapıyor. Spotlar, projektörler ışığında, bangır bangır bir müzik, sunucunun abartılı övgüleri ile sahneye çağrılan kişiler...

Nûr 31’de ne deniyordu: “... Bir de gizledikleri güzelliklere, süslerine dikkat çekecek ve erkeklerde arzu uyandıracak şekilde ayaklarını yere vurarak yürümesinler.”

İsrâ 37, Nûr 31 ve Vâkıa 45 gibi ayetlerle örtüşür. Böbürlenerek, gösteriş yaparak, ayakları yere vurarak yürümek yerine tevazu ve vakar... Lüks ve refahın kalbi katılaştırması yerine çileyle arınma... Dünya zevkine dalmak yerine ahiret yurdunu tercih etmek...

Bir “Lüküs Hayat Opereti” vardı: “Lüküs hayat, lüküs hayat! / Bak keyfine yan gel de yat! / Ne güzel şey, oh ne rahat! / Yoktur eşin lüküs hayat!” “Yaz gelince adadasın / Mayo giymiş kumlardasın / Etrafında güzel kızlar / Canın çeker, burnun sızlar / Hanım motorla dolaşır / Hanım serbest, kim karışır / Takarsın şeyleri bazı / Dünya böyle, sen ol razı” (!?)

Osman Yüksel’in “Asrî Aile”sini hatırlamadan olmaz: “Asrîlerde bulunmaz dostluk, vefa, müveddet / Yalandır, hep riyadır; samimiyet, muhabbet / Lükstür tuvalettir onlardaki her iman / Mübalağa değildir bu saydıklarım inan / Asrîlerde bulunmaz dostluk, vefa, müveddet / Yalandır, hep riyadır; samimiyet, muhabbet / Oğlan hoppa, kız züppe, ana sürtük, baba kaz / Bundan daha asrî aile olamaz.”

Mütreflerin tamamı Allah’ı ve ahiret gününü hatırlamak istemezler. Çünkü şuur altlarındaki bilgi, kendilerini bekleyen akıbeti onlara sürekli hatırlatır.

Münâfikûn 4’te ne deniliyordu onlar için: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman olan onlardır, artık onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!” Çok cesur göründüklerine bakmayın, korkaktırlar. Akıllı göründüklerine bakmayın, cahildirler. Yardımsever, cömert göründüklerine bakmayın, cimridirler; sadece kaz gelecek yerden tavuk esirgemedikleri için böyle görünürler. Evet, evet, bunlar Allah'tan korkmayacak kadar cesur (!?), ama gölgelerinden korkacak kadar korkaktırlar. “Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar.” Onların kendi seçtikleri yolda onlar için takdir edilen “keder”dir. “Kederleri kaderleri olmuştur” onların.

Halk arasında böyle bir söz vardır: “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz” diye. Birileri herkesten ve her şeyden korkuyor ama Allah'tan korkmuyor, ahiret gününü hesaba katmıyor. Kul hakkının müruruzamanı (zaman aşımı) olmadığını bilmiyorlar sanırım. Aman aman, ne hamdetmeyi biliyoruz ne şükretmeyi ne de özür dilemeyi ve teşekkür etmeyi biliyoruz.

Tulsi Gabbard bugünlerde arkası arkasına çok ilginç açıklamalar yaptı. Bu kadın ABD Ulusal İstihbarat Direktörü. ABD’de de İngiltere’de de tepe yerlerde kadın istihbaratçılar olabiliyor. Şu, COVID, mRNA, PCR, maske ve mesafe diye çığırtkanlık yapanların o meydan okumalarını ve polis gücünü arkalarına alarak kaba uygulamalarını boşa çıkartacak bir açıklama yaptı ve dedi ki: “Dün, Ulusal İstihbarat Direktörü olarak son günümdü. Daha önce hiç görülmemiş belgelerin gizliliğini kaldırarak yayımladım; bu belgeler, Fauci'nin ABD vergi mükelleflerinin milyonlarca dolarını, Wuhan laboratuvarında tehlikeli kazanç fonksiyonu (gain-of-function) araştırmalarını finanse etmek için yönlendirdiğini ortaya koyuyor; İstihbarat Topluluğu ile birlikte onun eylemleri hakkındaki gerçeği bastırmak ve virüsün laboratuvar sızıntısı kökenlerini gizlemek için çalıştı ve 2024'te yemin altında Kongre'ye yalan söyledi. Gerçeği bilme zamanı geldi. Kendi gözlerinizle görmek için http://ODNI.gov adresine gidin.”

Biliyorsunuz bu konuyu ilk açıkladığımda nasıl eleştirildim. Hatta uygulamadaki kaba davranışından dolayı Uşak eski valisini eleştiren bir mesajı RT ettim diye yıllarca yargılandım. 2020-2021 yılları arasında valilik yapan Bayan F.K. daha sonra merkeze alındı. Ben de 2023 Temmuz’unda beraat ettim. O gün aleyhimde günlerce yazan, alay eden, dalga geçen yazarlardan, akademisyenlerden, bizi yalanlayan politikacılardan ve bürokratlardan bugün ses yok. Tabii özür dileyen, helallik isteyen de... “AKP’nin Papatyaları” davasında zaten 81 ilde aleyhimde basın açıklamaları, toplu suç duyuruları yapılmıştı; AK Parti Genel Merkezi ve KADEM tarafından; hatta Ankara’da bütün kadın kolları yöneticilerinin katıldığı büyük bir toplantı düzenlenmiş ve beni kastederek “bu edepsizden hesap sorulacağı” ilan edilmişti. Sosyal medyada ve malum medyada “medya linçi” bir hafta sürmüştü. Trollere iş çıkmıştı. Onlar da efendilerinin ikramları ile coştukça coşmuşlardı. Bugün de Gümüşel için dün yaygara kopartanlar bir anda sessizliğe gömüldüler. Gördüğüm şu ki, bu haksızlığı yapanlar, onlardan korkup seslerini kısanlar ve suçladıkları kişilerin yüzlerine kapılarını kapatanlar ne Allah’tan (c.c.) korkuyorlar ne de kuldan utanıyorlar. Beraat ettim ama hâlâ helallik isteyen yok. Kendileri bilir. Bütün davaların yeniden görüleceği bir gün var. Bu dünyada itiraf etmedikleri şeylerin ortaya döküleceği bir günden söz ediyorum.

Sahi, bu ülkede bir tek savcı çıkıp bu cinayetlerin, haksızlıkların, zulmün, sömürünün, kanserleşmenin, kalp krizlerinin, sakat doğumların, kısırlaştırma operasyonlarının, bu biyolojik savaş ajanlarının ve onların yerli ve millî işbirlikçisi olan siyaset, bürokrasi, sermaye, medya, akademi çevrelerindeki, STK’lerdeki uzantılarından hesap sormayacak mı? Bir tek savcıdan söz ediyorum. Buna cesaret eden Viranşehir'de bir savcı vardı, onu da görevden aldılar, sonra tekrar göreve iade ettiler ama hâlâ derin bir sessizlik söz konusu bu konuda.

Uyarıyorum; yarın 5G, Chemtrail, Transhümanizm, Neuralink, iklim yalanı patlayacak.

Birileri bu süreçte ya direnerek bu dünyanın ilahlık ve rablik iddiasındaki VIP ve CIP taifesine karşı direnerek kendi cennetine kendi sırtında tuğla taşıyacak; öte yandan birileri de efendilerinin peşinden giderek kendi cehennemlerine kendi sırtlarında kömür taşıyacaklar.

Evet, uyarıyorum; cahilleri, zalimleri, müstekbirleri, mütrefleri, münkir ve münafıkları dost ve veli edinmeyin. Sonra onları yakacak ateş sizi de yakar.

Dünya hayatını oyun, eğlence zannedip dünyadan kâm almak için keyifleri, konforları için refah peşinde koşanlarla ilgili ayetlerin meallerini dipnottaki Ek’te bulacaklar. Selam ve dua ile.

EK: Dünyayı oyun ve eğlence yeri olarak görenleri uyaran ayetler: Ankebût 64: (Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi! En'âm 32: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttaki olanlar için şüphesiz ki âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” Hadîd 20: “Bilin ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, bir gösteriş, aranızda bir övünme, mal ve evlâtta bir çokluk yarışından ibarettir...”

Mütreflerle ilgili ayetler: Vâkıa 45: “Çünkü onlar bundan önce mütrefîn idiler.” (Keyiflerine düşkün, şımarık ve müsriftiler.) Zuhruf 23-24: Atalarından gelen refah ve lüks içinde yaşayan mütrefler, kendilerine uyarıcı geldiğinde “Biz atalarımızı böyle bulduk, biz de öyle devam edeceğiz” derler. Sebe 34-35: “Biz hangi memlekete bir uyarıcı gönderdikse oranın mütrefleri (varlıklı şımarıkları): ‘Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz’ dediler. Ve dediler ki: ‘Biz mal ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak değiliz.’” Hûd 116: Zulmedenler, kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar (mütrefleştiler) ve suç işleyenler oldular.