İklim yalanı, “tarihin sonu”nu getirecek Deccaliyet fitnesinin belki de son hamlesidir.
İnsanlığı tehdit eden ilk fitne coğrafi keşiflerle başladı; Vestfalya Antlaşması’yla ulus-devlet ve uluslararası düzen üzerinden kurumsallaştı. İkinci Deccaliyet fitnesi komünizmdi. Üçüncüsü ise I. ve II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenle dünyanın başına bela olan kapitalizmdi. Sağ-sol kavgası ve Soğuk Savaş; faşizmi, ırkçılığı/kavmiyetçiliği insanlığın başına bela etti.
İlk ırkçı Şeytan’dı. Tarihin en uzun soluklu ırkçılığı/kavmiyetçiliği ise daha sonra Siyonizm adını alacak olan, kendini Hz. Musa’ya nispet eden muharref bir din yorumuyla Yahudilerin üstün ırk iddiasıydı. Onlar aslında daha Sina’dayken de, Sina’dan sonra da bu haddi aşanlar hep Şeytan’ın onlara öğütlediği gibi Moloch’un peşinden gittiler.
Ve Deccaliyetin sonu: Tarihin sonunu getirecek bir medeniyetler arası savaş; tek dünya, tek aile ve tek gelecek, yani Global Reset hareketi.
Global Reset, bir yandan insanlığın nüfusunu 8 milyardan 500 milyona indirmek; öte yandan nesnelerarası iletişim ve transhümanizm projesiyle insanı din, ahlak, gelenek, tarih ve gelecek tasavvurundan, hatta biyolojik cinsiyetinden bağımsız, "GENDER" diye tanımlanan, nesnelerarası iletişimin "NESNE"si olan bir GENOM’a dönüştürmek istiyor. Bunun son hamlesi de Kasım’da Antalya’da yapılacak COP31 ile Türkiye’de hayata geçirilmeye çalışılıyor.
İklim krizi kocaman bir yalan. Nasıl Mercator projeksiyonuyla dünya haritasını kendi egemenlik tasavvurlarına göre biçimlendirip bu yalanı eğitim yoluyla 100 yıl zihinlerimize çaktılarsa, şimdi de din, tarih, coğrafya, fizik, kimya, bilim, mantık, felsefe, siyaset, yasa, medya, STK’lar, hayat tarzına müdahale eden moda ve ideoloji üzerinden insanlığın algısını dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunda da başarılı oldular.
İnanın, bu konu son fon vurgunundan bin kat daha önemlidir.
Bakın, küresel ısınma 1000 yıllık bir döngü sonucu oluşan kozmik bir trend. Manyetik kutup Kanada üzerinden Yakutistan’a doğru kayıyor. Bunun sonucunda mevsimlerde de birtakım kaymalar olacak. Fay hatlarının yeri değişecek, sönmüş volkanların bazıları bu süreçte harekete geçebilecek.
Dünyada 8 milyar insan var. Buna bütün hayvanları, hatta bitkileri de ekleyin. Dünya soğuduğunda bu kadar radyatör dünyamızı ısıtır. Aşırı ısınma olduğunda bunlar terler ve bir klima gibi dünyamızı soğuturlar.
Hiç düşündünüz mü? Madem vardan yok, yoktan var olmaz, kış gelince sıcak nereye gidiyor, yaz gelince soğuk nereye gidiyor?
Dünyamız doğrudan Güneş'ten gelen ısıyla ısınıyorsa yaylalar, dağların zirveleri niye daha soğuk, hatta karlı? Dünya’da yükseldikçe havanın soğuma oranı (dikey sıcaklık gradyanı) ortalama her 100 metrede 0,65°C (her 1000 metrede 6,5°C) kabul edilir. Ay’da ise gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı yaklaşık 300°C’dir.
Atmosfer, Güneş ışınlarıyla doğrudan değil, büyük ölçüde yeryüzünün yukarı doğru yaydığı ısıyla ısınır. Bu yüzden ısı kaynağı olan yüzeyden uzaklaştıkça hava soğur. Yükseklere çıkıldıkça üstteki hava kütlesi azaldığı için atmosfer incelir ve hava basıncı düşer. Yükselen hava daha az basınca maruz kaldığı için genleşir ve soğur.
Ay’da gündüz sıcaklığı yaklaşık +121°C ile +127°C’ye kadar yükselir. Güneş ışınları doğrudan yüzeye çarpar ve yüzey yakıcı bir sıcaklığa ulaşır. Gece sıcaklığı ise yaklaşık –133°C ile –173°C arasına düşer; Güneş battığında yüzeydeki ısı hızla uzay boşluğuna yayılarak kaybolur.
Şimdi sıkı durun: Bilgisayar işlemcisi (CPU) ve ekran kartı (GPU) 35–75°C arasında çalışır; 80–85°C’de performans düşer, 90–100°C ve üzerinde sistem kendini kapatır. Lityum-iyon piller de deşarj sırasında 20–30°C’de sağlıklı çalışır, 45–50°C’de zorlanır; 60°C’nin üzerinde kalıcı hasar, şişme ve yangın riski oluşur. Bu uzay araçları Dünya'da üretilmiyor mu yoksa?
Bunu da bir kenara koyalım: Bulut, yağmur, hava hareketleri; hepsi bu süreçte etkili. Ülkemize çöl sıcağı da gelir, kutup soğuğu da.
Bu da dursun bir kenarda: Dünya genelinde, yeryüzünün yaklaşık 4 ila 10 metre altındaki derinliklerde toprak sıcaklığı mevsimsel sıcaklık dalgalanmalarından etkilenmez ve yıl boyunca sabit kalır. Yerin 4 metre altındaki sıcaklık, belli coğrafi konumlarda, yeraltı sularının magma tabakasına yakınlığı sonucu oluşan kaplıca suları örneğinde olduğu gibi değişken olabilir; ama genellikle 12°C ile 16°C arasında dengelenir. Donan tatlı sularda ise dip katmanlar +4°C civarında kalır.
Bu derinliklerdeki sıcaklık, dış ortamdaki günlük hava değişimlerinden (gece-gündüz farkı gibi) neredeyse hiç etkilenmez. Yüzeye çok yakın yerlerde sıcaklık mevsimsel hava koşullarından etkilenir; bu derinlikten sonra ise mevsimsel etkiler kaybolur ve sıcaklık yıl boyunca sabit kalır. Daha derine inildikçe sıcaklık ortalama her 33 metrede 1°C artar. Bu artış oranı bölgenin jeolojik yapısına göre değişiklik gösterebilir. Yerin 4 metre altındaki bu sabit sıcaklık; jeotermal mühendislik ve yapı fiziği açısından oldukça değerli, kararlı ve ideal bir doğal enerji kaynağıdır.
Yüzeydeki hava sıcaklığı mevsimsel olarak çok büyük dalgalanmalar gösterse de (yazın 40°C, kışın –10°C gibi), yerin yaklaşık 3 ila 5 metre altındaki toprak sıcaklığı yıl boyunca neredeyse sabit kalır.
Dünya’nın yüzey alanı yaklaşık 510 milyon kilometrekaredir. Kara alanı yaklaşık %29 (148,9 milyon km²); su alanı ise (okyanuslar ve denizler) yaklaşık %71'dir (361,1 milyon km²). Düşünün, dünyada bu kadar büyük bir ısı regülatörü var.
Dünyadaki toplam kara alanının yaklaşık %85 ila %90’ı deniz seviyesinden 100 metreden daha yüksektir. Toplam kara yüzölçümü yaklaşık 148.940.000 km² olduğuna göre, deniz seviyesinden 100 metrenin üzerindeki kara alanı yaklaşık 126 ila 134 milyon km² arasındadır. Deniz seviyesinden 100 metre yükseklikte hava sıcaklığı yaklaşık 0,65 derece düşer; 500 metrede bu düşüş 5 katına, yani 3 derecenin üzerine çıkar.
Dünyadaki toplam kuru kara parçalarının yüzölçümü yaklaşık 148.940.000 km²’dir. 500 metreden yüksek yerlere gelince, dünyadaki karaların yaklaşık %50-53’ü 500 metrenin üzerindedir. Bu da yaklaşık 77 milyon km² eder. 1000 metreden yüksek yerlere gelince, dünyamızın kara yüzölçümünün %29’u 1000 metreden daha yüksektir. Bu da yaklaşık 43 milyon km²’lik bir alan oluşturur. Kara alanlarının geri kalan %71’i ise 1000 metrenin altındadır. Atmosferde rüzgârlar, denizlerde ise dalgalar ve akıntılar hem dipte hem yüzeyde hareket ederek ısıyı dengeler.
Dünyadaki şehir, köy ve meskûn yerleşim alanları, yeryüzünün toplam kara alanının yaklaşık %1 ile %2,7’sini kaplar. Bu oran, dünya genelinde yaklaşık 1,1 milyon ila 3,5 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne denk gelir. Dünya genelindeki sanayi bölgeleri, organize sanayi siteleri ve ağır sanayi alanları ise toplamda yaklaşık 150.000 ila 250.000 kilometrekarelik bir yer kaplar. Bu miktar, yeryüzündeki tüm meskûn (yapılaşmış) alanların yaklaşık %10 ile %15’ine denk gelirken dünyanın toplam kara alanının yalnızca %0,1 ile %0,15’ini oluşturur.
Tamam; otomobiller, uçaklar, trenler, TIR’lar, haddehaneler, sanayi bacaları… Hepsini üst üste koyun, ne eder?
Yaz-kış ısı farkı, ilkbahar-sonbahar geçişinin etkisi, rüzgârlar, yağışlar, her sabah bütün dünyada toprağa, bitkilere düşen çiğ! Bunları hep birlikte düşündüğümüzde ortaya kocaman bir yalan çıkıyor.
Evet, iklim iddiaları genelde kocaman bir yalandır. Fıtrata müdahale etmenin bahanesidir. Bu, Deccaliyetin son darbesidir. Bu kirli oyuna alet olanların ve bunları topluma dayatanların vay hâline!
Selam ve dua ile.