Değerli kardeşlerim,

Geçtiğimiz günlerde Çekmeköy Müftümüz Abdüsselam Özdere Hocamızı ziyaret ettim. Sağ olsun, her zamanki nezaketi ve misafirperverliğiyle bizleri ağırladı.

Güzel bir sohbet için bazen uzun saatlere ihtiyaç olmuyor. Bir cümle, bir ayet, insanın zihninde yeni pencereler açmaya yetiyor.

Sohbetimiz sırasında geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’da düzenlenen TEKNOFEST üzerine yazdığım yazıdan söz açıldı. Sekiz yıl önce başlayan bir yolculuğun bugün milyonları aynı heyecanın etrafında buluşturmasını, özellikle çocuklarımızda ve gençlerimizde oluşan teknoloji ve üretme heyecanını konuştuk.

Tam bu noktada Müftü Hocamız, Kur’an-ı Kerim’den hepimizin bildiği fakat üzerinde yeniden yeniden düşünmemiz gereken Necm Suresi’nin 39. ayet-i kerimesini hatırlattı:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”

Ayeti elbette daha önce defalarca okumuştum. Fakat bazen bildiğiniz bir ayet, bir sohbetin içinde insana bambaşka şeyler düşündürüyor. Müftümüzün özellikle ayette geçen “insan” kelimesi üzerinde durması dikkatimi çekti.

Müslüman denilmiyor. İnsan deniliyor.

Elbette bu ayeti yalnızca dünyevi başarı vadeden bir formül gibi okumak doğru olmaz. Ayetin asıl bağlamı insanın kendi amelinden ve gayretinden sorumlu oluşudur. Ama bize çok temel bir hakikati de hatırlatıyor:

Çalışmadan, emek vermeden başarı beklemek sünnetullaha aykırıdır. Çünkü Rabbimiz bu dünyayı sebepler ve sonuçlar üzerine kurmuştur.

İşte sohbetin bundan sonrası zihnimde şu soruyu bıraktı:

Biz Müslümanlar, uzun zamandır geri kalmışlığımızın sebeplerini hep dışarıda ararken acaba yeterince kendimize baktık mı?

Uzun yıllar bilimde, teknolojide ve sanayide dünyanın gerisinde kaldık.

Peki, bütün bunların sebebi yalnızca başkaları mıydı?

Elbette sömürgeciliğin, savaşların, işgallerin ve İslam coğrafyasına yapılan müdahalelerin büyük etkileri oldu. Bunları görmezden gelemeyiz. Ama bunların arkasına saklanıp kendi eksiklerimizi konuşmaktan da kaçmamalıyız.

Tam burada Müftü Hocamız, Hz. Ali’ye nispet edilen şu mısraları hatırlattı:

“Dermanın kendi içindedir, fakat sen onu göremezsin.

Hastalığın da sendendir, fakat sen bunu fark etmezsin.

Sen kendini küçük bir varlık mı sanırsın?

Oysa büyük âlem senin içinde toplanmıştır.”

Doğrusu bu mısralar sohbet bittikten sonra da zihnimden çıkmadı.

İnsan için olduğu kadar toplumlar için de ne kadar derin bir mana taşıyor.

Sürekli başkasının kusurunu konuşuyor, kendi eksiğimizi göremiyorsak ilerlememiz kolay değildir.

Belki de bugün İslam dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, samimiyetle aynaya bakabilmektir.

GEÇMİŞLE ÖVÜNMEK YETMİYOR

Bizim muhteşem bir medeniyet geçmişimiz var.

Harezmî’yi, İbn Sina’yı, Farabi’yi, Biruni’yi, İbn Heysem’i anlatıyoruz. Bunlarla elbette iftihar edeceğiz.

Ama tam da burada kendimize, yazının başlığına da taşıdığım o rahatsız edici soruyu sormamız gerekiyor:

Onlar bizim dedelerimizdi. Peki, biz kimin dedesi olacağız?

Geçmişte Müslüman âlimlerin matematiğe, tıbba, astronomiye yaptıkları katkıları anlatmak güzel. Fakat bugünün yapay zekâsına, uzay teknolojisine, biyoteknolojisine, savunma sanayine biz ne katıyoruz?

Bugünlerde okuduğum İbrahim Kalın’ın Barbar, Modern, Medeni kitabı da tam bu meseleler üzerinde yeniden düşünmeme vesile oluyor.

Medeniyet, sadece geçmişte ne yaptığımızla değil, bugün insanlığa ne söyleyebildiğimiz ve ne üretebildiğimizle de anlam kazanıyor.

Geçmişimizle elbette övünelim ama geçmişin üzerine yatıp kalmayalım. O bizim için bir son durak değil, daha ileriye yürümek için sağlam bir dayanak olsun.

İşte TEKNOFEST’e biraz da buradan bakıyorum.

Mesele yalnızca uçak, roket, insansız hava aracı veya teknoloji yarışması değil. Asıl kıymetli olan, bir çocuğun zihninde şu düşüncenin filizlenmesidir:

“Ben de yapabilirim.”

Yıllarca başkalarının geliştirdiği teknolojileri satın aldık, başkalarının ürettiklerini kullandık. Şimdi çocuklarımıza başka bir ufuk göstermek zorundayız:

Sen de tasarlayabilirsin. Sen de geliştirebilirsin. Sen de üretebilirsin.

Dua edeceğiz ama çalışacağız.

Tevekkül edeceğiz ama tedbir alacağız.

Geçmişimizle gurur duyacağız ama onunla yetinmeyeceğiz.

“Bizim ecdadımız şunu yaptı, bizim âlimlerimiz bunu buldu” demek güzel. Ama artık “Peki bugün biz ne yapıyoruz?” diye de sormamız gerekiyor.

Abdüsselam Özdere Hocamızla yaptığımız o güzel sohbetten benim zihnimde kalan en önemli meselelerden biri buydu.

İslam dünyasının problemlerini konuşurken sürekli dışarıyı işaret etmek kolay. Zor olan kendimize dönmek.

Nerede eksik kaldık? Neden yeterince okumuyor, araştırmıyor ve üretmiyoruz? Bilimde ve teknolojide yeniden öncü olabilmek için daha ne kadar çalışmamız gerekiyor?

Bir milletin geleceği yalnızca geçmişte yazılanlarla şekillenmez. Yarını, bugün çalışanlar, araştıranlar ve üretenler inşa eder.

Geçmişimizle gurur duyacak çok şeyimiz var. Ama çocuklarımıza bırakacağımız miras yalnızca “Bizim atalarımız büyük insanlardı” cümlesi olmamalı.

Öyle çalışmalıyız ki yarının çocukları da bizim neslimizi anlatırken gurur duyacak bir şeyler bulabilsinler.

Çünkü ayet hâlâ önümüzde duruyor:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”

Selam ve dualarımla.