ABD, Suudi Arabistan’a atom bombası verecekmiş. Bayram değil seyran değil, şimdi nereden çıktı bu atom bombası muhabbeti?

Merak ettim; bu atom bombası ABD’nin Japonlara attığı atom bombası gibi uçakla mı atılacak yoksa füzeyle mi? Uçakla atılacaksa özel donanımlı bir de uçak satacaklardır ve tabii bu atom bombasını korumak için yeraltında özel bir korunağa ihtiyaç olacak. Füze ile fırlatılacaksa bir rokete ve bir de fırlatma rampasına ihtiyacı olacak. Bunların da yeraltında korunması gerek tabii. ABD kendi savaş stratejisinin bir bölümünü Suudilerin topraklarını kullanarak, bedelini onlara ödeterek, "savunma için" dediği şeyi bir savaş paratoneri ve hedef tahtasına dönüştürerek... Trump mı çok kurnaz, bizimkiler mi çok saftirik, siz ne dersiniz? Yoksa “oltayı yutan balık” yem istemediği gibi, bunlar da “Epstein çaparisi”ni yutmuş olabilir mi?

Bu proje kapsamında bir grup Suudi’nin eğitilmesi gerek. Yanlarında daimi olarak duracak bir de uzman gerekir ki sorun olursa anında cevap versin, bağlantı kursun.

Bu bomba asla ve hiçbir zaman İsrail’e karşı kullanılamaz. Tek muhtemel, potansiyel hedef İran olacaktır. Şartlar gerektirdiğinde bakarsınız bir gece İran’dan fırlatıldığı söylenen onlarca füze, bütün İran merkezlerine fırlatılmış. Suudların da buna anında cevap vermesi gerekir ve ABD’nin önceden belirlediği hedefe bu atom bombası fırlatılır...

İran’ın Suudi Arabistan’a genel bir füze saldırısı yapmasına gerek yok. ABD bunu karadan ve denizden İran adına (!?) gerçekleştirebilir. Yani sahte bayrak operasyonu ile saldırının kaynağı İran’mış gibi gösterilerek Suudilerin ülkelerinin kalbine bomba yağdırılmaz mı?

Suud genelkurmayı, bu şekilde ülkelerinin ABD’nin sıçrama tahtası, savaş paratoneri, hedef tahtası, ABD için ucuz bir askeri üsse dönüştürüldüğünün farkında değiller mi? Bu yoldan aslında Suud askeri gücü de ABD’nin ucuz asker deposuna dönüştürülmüş olmuyor mu?

Bunu en iyi Suudların, Veliaht Prens'in bilmesi gerek. 11 Eylül'de o zokayı yutmuş, Trump Suudilerin Amerikan bankalarındaki 1 trilyon dolara yakın parasına el koymuştu...

Evet, bu atom bombası ABD’nin izin vermediği hiçbir ülkeye fırlatılamaz. Bu satışla aslında Trump, eğer İran’a atom bombası atacaksa bunu Suudi Arabistan üzerinden fırlatacaktır.

Yarın veresetü'ş-şeytan adam “dostum” diye kapımızı çalıp aynı şeyi bize teklif edebilir. Bize davul-zurna ilan edeceği nükleer bombanın hedefinde Rusya olacaktır. Daha önce Sinop’a da füze rampaları yerleştirilmişti benzer bir saldırı için. Küba’daki Rus füzeleri ile Sinop’taki Amerikan füzeleri takas edildi ve eş zamanlı geri çekildi.

Romalı hatip, avukat, senatör ve tarihçi Cornelius Tacitus (MS 56-120) diyor ki: "Dünyayı yağmaladılar. Her şeyi yağmalayan adamlar için toprakta hiçbir şey kalmayınca denizi didik didik ediyorlar. Düşman zenginse açgözlüler; fakirse şöhret peşindeler. Ne Doğu ne de Batı onların iştahını doyurabiliyor. Yeryüzünde zenginliği de fakirliği de aynı hırsla arzulayan tek halk onlar. Yağmalıyorlar, katlediyorlar, tecavüz ediyorlar ve buna yalan bir isim olan 'imparatorluk' diyorlar. Çöl yaratıyorlar ve buna 'barış' diyorlar."

Size bazı Batılı düşünürlerin sözlerinden örnekler vererek bu durumu anlatmaya çalışacağım. Bu sözler onların itirafı, benim yorumum değil.

Nazi liderlerinden Hermann Göring diyor ki (Gustave Gilbert'in 1947’de yayınlanan Nürnberg Günlüğü'nden): "Elbette, halk savaş istemez. Çiftliğinde yaşayan zavallı bir adam, savaştan elde edebileceği en iyi şey çiftliğine sağ salim dönmekken neden hayatını riske atmak istesin ki? Doğal olarak, sıradan insanlar savaş istemez; ne Rusya'da, ne İngiltere'de, ne Amerika'da, ne de Almanya'da. Bu anlaşılabilir bir şey. Ama sonuçta, politikayı belirleyenler ülkenin liderleridir ve ister demokrasi, ister faşist diktatörlük, ister parlamento, ister komünist diktatörlük olsun, halkı peşlerinden sürüklemek her zaman kolaydır. (...) Sesleri duyulsun ya da duyulmasın, halk her zaman liderlerin emrine göre hareket etmeleri için bir şekilde yola getirilebilir. Bu kolaydır. Tek yapmanız gereken onlara saldırıya uğradıklarını söylemek ve pasifistleri yurtseverlikten yoksun olmakla ve ülkeyi tehlikeye atmakla suçlamaktır. Bu kural her ülkede aynı şekilde işler."

“Gerçeği söylemenin devrimci bir eylem olduğunu” söyleyen George Orwell de diyor ki: "O halde, nasıl bir dünya yarattığımızı görmeye başlıyor musunuz?... Korku, ihanet ve işkence dolu bir dünya, ezmenin ve ezilmenin dünyası, kendini arındırdıkça daha az değil, daha da acımasızlaşacak bir dünya." (...) "Bir toplum gerçekten ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder." "Evrensel aldatmanın hüküm sürdüğü zamanlarda, gerçeği söylemek devrimci bir eylem haline gelir."

Evet bugün; 5G, Chemtrails, İklim Konferansı, Global Reset, nesneler arası iletişim, Neuralink vb. hakkında konuşmak da böyle değil mi; dün COVID ve mRNA hakkında konuşmak gibi...

Ünlü bir ABD’li düşünür olan Henry Louis Mencken bakın ne diyor Amerikan halkı ile ilgili olarak: "Amerikan halkının en aşırı derecede hayranlık duyduğu kişiler, en cüretkar yalancılardır; en şiddetli şekilde nefret ettikleri kişiler ise onlara gerçeği söylemeye çalışanlardır."

Savunma Bakanlığı Halkla İlişkiler Yardımcısı Arthur Sylvester 1965’te basın mensupları ile sohbet ederken der ki: "Eğer herhangi bir Amerikalı yetkilinin size doğruyu söyleyeceğini düşünüyorsanız, aptalsınız demektir."

ABD’nin tanınmış ünlü bir gazetecisi olan John Swinton, 1880'de bir basın yemeğinde ülkesindeki basın özgürlüğü konusunda şunları söylemişti: "Dünya tarihinin bu aşamasında, Amerika'da bağımsız basın diye bir şey yok. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Aranızda dürüst görüşlerini yazmaya cesaret eden tek bir kişi bile yok ve yazsanız bile, bunun asla basılmayacağını önceden biliyorsunuz. Bağlı olduğum gazetede dürüst görüşlerimi dile getirmemek için haftalık maaş alıyorum. Diğerleriniz de benzer işler için benzer maaşlar alıyor ve aranızdan dürüst görüşlerini yazacak kadar aptal olan herkes sokaklarda başka bir iş arıyor olurdu. Dürüst görüşlerimin gazetemin bir sayısında yer almasına izin verirsem, yirmi dört saat içinde işim biterdi. Gazetecilerin işi gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, çarpıtmak, karalamak, paranın ayaklarına kapanmak ve günlük ekmekleri için ülkelerini ve ırklarını satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum ve bağımsız basını kutlamak ne büyük bir aptallık? Bizler perde arkasındaki zengin adamların aletleri ve köleleriyiz. Bizler zıplayan figürleriz, ipleri onlar çekiyor. Ve biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve hayatlarımız tamamen başkalarının malıdır. Biz entelektüel fahişeleriz."

“Küçücük bir Amerikacık” olma hayalleri ile bugünlere geldik. Yarım asrı geçen sürede AB üyesi olmak için kapıda bekletiliyoruz. Dün “yeni Haçlı ordusu” diye eleştirdiğimiz NATO’nun bugün sadık üyesiyiz. BOP ile siyasi emellerimizi ve ulusal çıkarlarımızı Batılıların emelleri ve çıkarları ile tevhit etmedik mi? Eğer onları gerçekten dost edindikse F-35’i de verirler, atom bombasını da. Ve tabii bunun karşılığında da istediklerini alacaklardır. Onları kalem kalem saymama gerek var mı?

Suudların atom bombası olacak ya, öteki zengin Arap ülkeleri, hatta diğer bazı İslam ülkeleri yöneticileri de “kasabın bıçağını yalayan kurbanlık koyun” misali sıraya girecektir. Bu kurban Mina’da kesilene değil, Moloch için kesilen kurbana benziyor sanki!

Suudlara küçük bir hatırlatma: Çanakkale Savaşı, Alman gemileri Breslau ve Goeben’in Yavuz ve Midilli adını alıp, Alman askerleri şapkalarını denize atıp fes giyerek, göndere Osmanlı bayrağını çekip Rus limanlarını bombalaması ile başladı. Bu savaşın sonunda biz bir imparatorluğu kaybettik; bütün Arap Yarımdadası’ndaki ülkeler, Mısır, Filistin toprakları, Kudüs, Suriye ve Irak işgal edildi.

Bu atom bombasını alırken Çanakkale’yi unutmayın. Unutursanız tarih tekerrür eder.

Selam ve dua ile...