Yeni yılın ilk günlerinde, bu yıl kaleme aldığım ikinci yazımda; uzun zamandır zihnimi meşgul eden, konuşulması gerektiğine inandığım önemli bir hususu sizlerle paylaşmak istedim. Gündemin gürültüsünde kaybolan ama ülkenin geleceği açısından hayati gördüğüm bu mesele, bir televizyon tartışmasında değil; bir dost meclisinde, tecrübenin süzülmüş cümleleriyle karşıma çıktı. İşte bu yazı, o sessiz ama derin çağrının satırlara dökülmüş hâlidir.

Değerli Kardeşlerim,

Bazen bir hakikat, televizyon ekranlarında yüksek sesle tartışılarak değil;

bir dost meclisinde, çayın buharı tüterken, tecrübenin ağır bastığı birkaç cümleyle dökülür ortaya.

Geçen gün işte böyle bir meclisteydik.

Karşımızda; mühendisliğiyle, proje aklıyla, şehircilik vizyonuyla bu ülkeye iz bırakmış; AKBİL sisteminin kurucusu, bugün milyonların her gün kullandığı İstanbulkart’ın ilk fikir babalarından, İstanbul’un ulaşım altyapısına akıl ve sistem kazandırmış, uzun yıllar BELBİM genel müdürlüğü görevinde bulunmuş, yıllarını Amerika–Türkiye arasında geçirmiş, ODTÜ mezunu bir mühendis vardı.

Aynı zamanda Uluslararası Vuslat Platformu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olan kıymetli Ahmet Kazokoğlu ağabeyimiz…

Yetmişli yaşlarını geçmişti ama zihni hâlâ berrak, cümleleri hâlâ netti.

Soruları ise insanın rahatını bozan cinsten…

Sohbet bir yerden sonra benzine, etanole, şeker pancarına geldi.

Ve o an, herkesin sustuğu o cümle kuruldu:

“Amerika’da benzindeki etanol oranı %15.

Türkiye’de %1,5.

Bizim toprağımız var, pancarımız var, çiftçimiz var.

Ben bunun sadece teknik bir mesele olduğuna inanmıyorum.”

İşte bu yazı, o cümlenin peşine düşmenin yazısıdır.

Aslında bu konuyla ilgili bir şeyler yazma fikrini, çok değerli dostum Mehmet Ayhan Ömeroğlu kardeşim aklıma düşürdü. Bir sohbet sırasında, “Ahmet ağabeyin şeker pancarından etanol üretimiyle ilgili söylediklerinden biraz bahsetsen iyi olur” demesiyle

durup düşündüm.

Evet dedim; bu mesele konuşulmayı da yazılmayı da. Yeniden düşünülmeyi de hak ediyor.

Yazıyı tamamladıktan sonra metni Ahmet ağabeyimle paylaştım; sahayı bilen, mühendislik aklıyla yoğrulmuş katkıları doğrultusunda yeniden gözden geçirdim. Bu yönüyle bu satırlar, sadece şahsi kanaatim değil; istişareyle olgunlaşmış bir bakışın ifadesidir.

MESELE SADECE ETANOL DEĞİL

Bu yazı romantik bir çevrecilik yazısı değildir.

Amerika hayranlığı hiç değildir.

Komplo üretmek için de kaleme alınmamıştır.

Bu yazı çok daha sade ama çok daha can yakıcı bir sorunun yazısıdır:

Türkiye, yapabileceği bir işi neden yapmıyor?

Çünkü mesele etanol değildir. Mesele akıldır, önceliktir, bakış açısıdır.

Bir ülke tarımı, enerjiyi ve sanayiyi aynı masada düşünemiyorsa; ne kadar konuşursa konuşsun, yerinde sayar.

AMERİKA ETANOLÜ NEDEN YÜKSELTTİ?

Amerika bu işi çevreci afişler asmak için yapmadı. İyi niyetli olduğu için hiç yapmadı.

Tamamen kendi menfaati için yaptı:

· Petrol ithalatını azaltmak için

· Benzin tüketimini düşürmek için

· Çiftçisini ayakta tutmak için

· Kırsal ekonomiyi canlı tutmak için

Bugün ABD’de %10 etanol standarttır, %15 ise yaygın bir uygulamadır.

Kimse “arabalar bozulur mu?” diye endişe etmiyor. Çünkü modern motorlar, hiçbir ayar gerektirmeden etanol katkılı benzini yıllardır kullanmaktadır.

Bu bir varsayım değil; sahada karşılığı olan bir gerçektir.

TOPRAK VAR, PANÇAR VAR… AMA ORAN %1,5

Türkiye, Avrupa’nın en büyük şeker pancarı üreticilerinden biridir. Anadolu’nun toprağı pancara uygundur. Çiftçi bu işi bilir.

Şeker fabrikaları vardır.

Ve önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Şeker pancarı, sadece şeker üretim sezonuna sıkışmış bir ürün değildir. Yöresel iklim ve mevsim şartlarına göre yılın farklı zamanlarında üretilebilir; şeker fabrikaları da yıl boyunca alım yapabilir ve çalışabilir.

“Şeker pancarı yakıta yönlendirilirse şeker fiyatları yükselir” endişesi ilk bakışta makul gibi görünse de sahadaki veriler bu korkunun abartılı olduğunu göstermektedir. Çünkü Türkiye’de pancar üretimi kotalıdır; çiftçi dilediği kadar ekim yapamaz.

Şeker fabrikaları ise çoğu zaman tam kapasite çalışmaz.

Planlı bir geçişle hem şeker üretimi korunabilir hem de etanol üretimi artırılabilir.

Buna rağmen benzindeki etanol oranı %1,5’tir. Bu oran, ne çiftçiye ciddi bir nefes aldırır

ne de ekonomide güçlü bir karşılık üretir.

“ALTYAPI HAZIR” AMA KULLANILMIYOR

Sıklıkla dile getirilen gerekçe şudur: “Altyapı hazır değil.” Oysa gerçek şudur: Şeker fabrikaları zaten yan ürün olarak etanol üretmektedir.

Yapılması gereken; sıfırdan tesis kurmak değil, mevcut fermantasyon kapasitesini büyütmektir (daha büyük fermantasyon grupları gibi).

Etanol;

· yüz yılı aşkın süredir bilinen,

· denenmiş,

· güvenilir bir teknolojidir.

Bu iş için:

· AR-GE’ye,

· lisansa,

· dışa bağımlı teknik bilgiye ihtiyaç yoktur.

BENZİNE ETANOL KATMAK ZOR MU?

Tek kelimeyle, Hayır.

Benzine etanol katmak için özel tesislere ya da yeni fabrikalara gerek yoktur. Bu işlem, dağıtım aşamasında yapılan basit bir harmanlamadır.

Ahmet ağabeyin ifadesiyle:

Rakıya su katmak gibi, benzine etanol katılır.” Yani mesele teknik değil; niyet ve tercih meselesidir.

SADECE KARBON DEĞİL, NEFES MESELESİ

Etanol temiz bir yakıttır.

· Karbon salınımı azalır

· Egzozdan çıkan zararlı gazlar ciddi biçimde düşer

· Şehirlerde hava kirliliği azalır

Bu mesele sadece çevreyle ilgili değildir. Bu, doğrudan insan sağlığıyla ilgilidir.

ASIL MESELE: DENGEYİ BOZMA KORKUSU

Etanol oranı yükselirse ne olur?

· Petrol ithalatı azalır

· Benzin tüketimi düşer

· Yerli tarım güçlenir

· Çiftçi nefes alır

· Enerji–tarım dengesi yeniden şekillenir

Ama tam bu noktada bir refleks devreye girer: “Mevcut düzen bozulmasın.”

Oysa bozulmayan düzenler gelişmez; sadece eskir.

BU SORU NEDEN KIYMETLİ?

“Amerika yapıyorsa, biz neden yapamıyoruz?”

Bu bir slogan değildir.

Bu;

sahayı bilen,

sistem kurmuş,

bu memlekete eser bırakmış

bir mühendisin tecrübeden doğan sorusudur.

Ve cevabı şudur:

Türkiye, etanolü stratejik bir kaldıraç olarak görmediği için yapmıyor.

Değerli Okuyucularım,

Bu yazı kimseyi suçlamak için yazılmadı.

Bu yazı bağırmak için de yazılmadı.

Bu yazı bir hatırlatmadır:

Yapabileceğimiz işleri yapmamak da bir tercihtir.

Ve bu tercih,

bir dost meclisinde,

tecrübeli bir mühendisin cümlesiyle

yeniden önümüze gelmiştir.

Belki de artık mesele şudur:

Kulak verme vaktidir.

Selam ve dua ile