Washington’da sandık var ama irade halkta mı?
Milyar dolarlık kampanyalar, milyon dolarlık lobi bütçeleri, silah şirketleri ve Gazze’de akan kan…Bu yazımda Amerikan demokrasisinin vitrinini değil, perde arkasındaki karanlık düzeni anlatmaya çalıştım.
Değerli kardeşlerim,
Amerika denince akla sandık gelir…
Özgürlük gelir…
Demokrasi gelir…
Peki ya perde arkası?
Washington’da sadece oylar sayılmıyor.
Orada paralar konuşuyor…
Lobiler konuşuyor…
Silah tüccarları konuşuyor…
Sandık var, evet…
Ama irade gerçekten halkta mı?
Parayla Dönen Siyaset
Amerika’da seçim yapmak zordur. Çünkü çok pahalıdır.
Bir başkanlık kampanyası, bir kongre yarışı milyar dolarlara mal olur.
Peki bu parayı kim bulur?
Lobiler…
Bağış yaparlar, bağış toplarlar, rakip aday çıkarırlar, medya kurarlar, algı üretirler.
Bugün Amerika’da bir belediye başkanı bile güçlü bir lobi desteği olmadan seçilemezken, ABD Başkanı’nın tek başına ayakta kalması mümkün müdür?
İşte tam bu noktada karşımıza bir isim çıkar:
AIPAC: Görünmeyen İktidar
Washington’un tam ortasında, büyük bir binada…
Yıllık bütçesi: 110 milyon dolar.
Adı: AIPAC – Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi
Her yıl;
ABD Başkanları,
Dışişleri bakanları,
Savunma bakanları,
Senatörler,
Temsilciler…
Bu binaya gider ve aynı cümleyi kurarlar: “İsrail’in yanındayız.”
Bu artık bir nezaket cümlesi değildir. Bu, Amerikan dış politikasının şifresidir.
Kongre’de alınan kararların, Orta Doğu’da atılan adımların, Gazze’ye yağan bombaların arkasında bu sistem vardır.
Gazze Gerçeği Tokat Gibi Çarptı
7 Ekim’den sonra Gazze yandı…
Çocuklar öldü…
Kadınlar toprağa düştü…
Camiler, Okullar, Hastaneler bombalandı…
Ve Amerika’da ilk defa insanlar sormaya başladı:
“Biz ne yapıyoruz?”
“Kimin adına savaşıyoruz?”
“Bu çocuklar neden ölüyor?”
Üniversitelerde, sokaklarda, televizyonlarda aynı soru yükseldi:
“Başka bir ülkenin lobisi bizim siyasetimizi bu kadar yönetebilir mi?”
Bu soruyu sadece gençler değil; Trump’a bir dönem danışmanlık yapmış gazeteciler, sistemin içinden gelmiş ve bugün açıkça konuşan pek çok isim de yüksek sesle sormaya başladı.
Ve artık şu cümle çekinmeden kuruluyor:
“Amerika kendi çıkarları için mi hareket ediyor, yoksa başka bir ülkenin çıkarları için mi?”
Bugün Amerika donanmasının İran açıklarına kadar yığılması, tesadüf değildir.
Bu adım, Washington’daki lobi baskısının sahaya yansımasından başka bir şey değildir.
Amerikan halkının doğrudan güvenliğiyle ilgisi olmayan bir gerilim,
İsrail’in bölgesel çıkarları adına küresel bir krize dönüştürülmektedir.
Bu hamle, ABD’yi yeni bir savaşın eşiğine sürüklerken;
kararı alanlar sandıkta değil, lobi masalarında belirlenmektedir.
İşte “irade halkta mı?” sorusu tam olarak burada anlam kazanmaktadır.
“Paramız Gidiyor, Evlatlarımız Gidiyor”
Amerikan halkı yeni yeni fark ediyor:
İsrail’e verilen destek, dünyadaki hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar büyük.
Silah…
Para…
Diplomasi…
Sınırsız koruma…
Ve karşılığında:
Bitmeyen savaşlar…
Tabutla dönen askerler…
Korku içinde büyüyen çocuklar…
Bugün Amerika’da birçok insan şunu söylüyor:
“Jeopolitik olarak hayati bile olmayan bir ülke için geleceğimizi yakıyoruz.”
Tehditler, Suikastlar, Karanlık Mesajlar
İsrail lobisini eleştiren genç siyasetçi Charlie Kirk’ün öldürülmesi,
Trump’ın “derin devlet” vurgularının ardından artan tehditler,
Katar’da barış görüşmeleri sürerken Netanyahu’nun saldırı emri…
Mesaj nettir:
“Dokunursan yanarsın.”
Asıl Canavar: Silah Düzeni
1961’de ABD Başkanı Eisenhower bir uyarıda bulunmuştu:
“Silah şirketleri ile devlet arasındaki bu ilişki demokrasiyi boğar.”
Adını koydu:
Askerî–endüstriyel kompleks
Yani;
Silah fabrikaları üretir…
Generaller tehdit çizer…
Politikacılar bütçe onaylar…
Medya korku yayar…
Halk ikna edilir…
Ve savaş hiç bitmez.
İsrail lobileri de bu çarkın en kritik dişlilerinden biridir.
Yeni silahlar Gazze’de denenir…
ABD silah satar…
Tehdit büyütülür…
Bütçeler şişer…
Kan akar…
Trump Neyin Kavgasını Veriyor?
Trump’ın şu sözü boşuna değildir:
“Biden size savaş getirdi. Ben askerleri eve getireceğim.”
Ulusal İstihbarat Direktörü’nün itirafı daha da çarpıcıdır:
“Derin devletle savaşıyoruz. Halkın desteği olmadan başaramayız.”
İlk defa AIPAC’in gücünün sarsıldığı açıkça konuşulmaktadır.
Ancak her sarsıntının ardından ya bir tehdit, ya bir saldırı, ya da bir suikast gelir.
Son Kelam
Amerika bugün bir yol ayrımındadır.
Önünde iki tercih, iki kader vardır:
Ya siyaseti milyon dolarlık lobi bütçelerinin esaretinden kurtarıp,
kendi halkının iradesini merkeze alan,
hukuka dayalı, insan haklarına saygılı gerçek bir demokrasiyle yoluna devam edecektir…
Ya da siyaseti tamamen bu lobilerin kontrolüne bırakacak,
başka güçlerin çıkarları uğruna kendi evlatlarını ateşe sürecek
ve “büyük devlet” diye anılan Amerika’nın çöküşünü kendi eliyle hızlandıracaktır.
Artık kaçacak yer yoktur.
Washington bu iki yoldan birini seçecek;
ya onuruyla ayakta kalacak,
ya da başkalarının zinciriyle tarihe gömülecektir.
Her hâlükârda bir gerçek nettir:
Dünya, Amerikan kapitalizmi ve Siyonizm belasından kurtulacağı günlere hızla yaklaşmaktadır.
Selam ve dua ile…