Mahkeme salonu siyasetçinin kendini göstereceği bir sahne değil, hakikatin tartıldığı sessiz bir kürsüdür. Duruşmaların canlı yayınlanması, adaleti berraklaştırmaz; rol kabiliyeti yüksek olanlara haksız bir avantaj sağlar ve milletin duygularıyla oynanan yeni bir algı oyununa kapı aralar. Adalet ışığını kameranın parıltısında değil, hukukun ağırbaşlılığında bulur.
Değerli kardeşlerim,
Memleket öyle bir noktaya geldi ki, artık mahkeme koridorları bile siyaset meydanına çevrilmek isteniyor. Bir yanda hâkim, savcı, dosyalar ve hukukun ağırbaşlı ciddiyeti; diğer yanda kameralar, sloganlar, el işaretleri, kalabalık grupların alkışları…
Dışarıdan bakan biri, mahkeme değil; perde arkasında senaryosu yazılmış bir siyasi gösteri izlediğini zanneder.
Tam da böyle bir atmosferde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel; “Ekrem'in Duruşmalar canlı yayınlansın!” talebi ortaya atıldı. İlk bakışta masum görünen bu çıkışın, aslında siyasi bir mühendislik ve kamuoyu psikolojisini yönlendirme çabası olduğu ortadadır. Bazıları “Madem iddialar var, yayınlansın millet görsün!” dese de devletin temkinli duruşunun çok daha derin ve haklı sebepleri vardır.
BU TALEP HUKUKİ DEĞİL, SİYASİ BİR HESABIN ÜRÜNÜDÜR
Ekrem'in mahkeme girişlerindeki görüntüleri herkesin malumu…
Sanki adliyeye değil, miting meydanına giriyor. Kameralara gülümsemeler, kalabalığa el sallamalar, sloganlara verilen jestler…
Bu tabloya bakan bir insanın aklında şu sorunun belirmesi kaçınılmazdır:
“Gerçekten adalet mi aranıyor, yoksa siyasi bir sahne mi kuruluyor?”
Canlı yayın talebi, hukukun berraklaşması için değil;
algının büyütülmesi, mağduriyet imajının işlenmesi, siyasi profilin güçlendirilmesi içindir.
Bu hamlenin merkezinde adalet değil, siyaset vardır.
CANLI YAYIN ADALETİ ŞEFFAFLAŞTIRMAZ, ŞOVA DÖNÜŞTÜRÜR
Bu sebeple CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “duruşmalar canlı yayınlansın” teklifini Meclis gündemine taşıdı.
“Şeffaflık” adı altında pazarlanan bu teklif, mahkemeyi politika meydanına çevirmek ve duruşmayı siyasi bir gösteriye dönüştürmek anlamına geliyordu.
Neyse ki Meclis buna izin vermedi.
AK Parti ve MHP milletvekilleri devlet ciddiyetine, mahkemenin vakarına ve hukukun sessiz ağırlığına yaraşır bir duruş sergileyerek teklifi reddetti.
Bana göre de son derece isabetli bir karardı.
Çünkü mesele şeffaflık değil, mahkemenin reyting uğruna itibarsızlaştırılmasını engellemek meselesidir. Meclis, adaletin üzerinde kamera değil, hukuk ışığı olması gerektiğini güçlü bir iradeyle ortaya koydu.
EKRANDA BİLE GÖZYAŞINA KANIYORSAK, MAHKEME YAYININDA NE OLUR?
Meselenin en çarpıcı tarafını herkesin anlayacağı bir örnekle anlatmak isterim:
Hepimiz zaman zaman televizyonda yabancı filmler izliyoruz.
Oyuncu rolünü iyi oynuyorsa, yüzündeki ifade yerindeyse, sahne duyguyu doğru veriyorsa, hikâyeyi hiç bilmesek bile etkileniyoruz.
O aktör ne bizim komşumuz ne hemşerimiz…
Ama sahne güçlü kurulunca içimiz titriyor, bazen gözümüz bile doluyor.
Neden?
Çünkü insan gördüğü sahneden kolay etkilenir.
Rol, mimik, duygu yönetimi, insan psikolojisini yönlendiren en güçlü araçtır.
Şimdi düşünün…
Ekrem İmamoğlu’nun bir duruşmada:
· Gözyaşı döktüğünü,
· Sesi titreterek konuştuğunu,
· Duygusal bir konuşmayla mahkeme atmosferini yönlendirdiğini,
· Hitabet gücünü teatral bir performansa dönüştürdüğünü
ve tüm bunların canlı yayınlandığını hayal edin.
Bu sahne kaç milyon kişiyi etkiler?
Kaç genç “yazık oluyor adama” der?
Kaç uluslararası medya bu görüntüleri manipüle eder?
İşte devletin çekindiği tam olarak budur:
Mahkeme salonu, rol kabiliyetinin belirlediği bir tiyatro sahnesine dönüşmesin!
Bu, sadece siyaseti değil; toplumun psikolojisini, devletin itibarını ve adaletin ağırlığını bile sarsar.
CHP’NİN HESABI: MAHKEMEYİ SİYASİ PROPAGANDAYA ÇEVİRMEK
Ekrem’in uzun süredir kendisini “engellenen lider”, “haksızlığa uğrayan siyasetçi” rolüne yerleştiriyor.
Canlı yayın, bu hikâyeyi hem içeride hem dışarıda büyütmek için adeta biçilmiş kaftandır.
Çünkü:
· Mağduriyet siyasetin en kuvvetli malzemesidir,
· Uluslararası medya bu tür görüntüleri köpürtmekte mahirdir,
· Algı yönetimi kolayca yapılır,
· İçerde CHP nin siyasi tabanın Ekrem’in toparlar,
· Dış kamuoyunda “baskı altındaki lider” algısı inşa edilir.
Adalet, kameraya oynayanın değil, hakikate teslim olanın meselesidir.
DEVLETİN DURUŞU: KAMERA ADALETE DEĞİL, SAHNELERE YAKIŞIR
Devletin temel yaklaşımı özünde şudur:
“Hakim kameraya değil, hukuka bakmalıdır.”
Bu tavır bir siyasi pozisyon değil;
adaletin onurunu, mahkemenin ciddiyetini ve devlet kurumlarının ağırlığını koruma refleksidir.
Çünkü adalet bir gün herkese lazım olur.
Bugün “canlı yayın!” diye bağıranlar, yarın medya baskısı altında ezilmiş bir hâkimin verdiği kararın sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir.
Devlet, şahısların değil;
huzurun, hukukun ve kurumların korunmasının derdindedir.
Bun sebeble temkinlidir, mesafelidir ve haklıdır
ADALETİN YOLU SAHNEDEN DEĞİL, HUKUKTAN GEÇER
Mahkeme salonları siyasetçinin kendini parlatacağı yer değildir.
Teatral performansların, duygusal rollerin, algı operasyonlarının alanı hiç değildir.
Adalet, kameranın ışığıyla değil; delilin ağırlığıyla tecelli eder.
Bu milletin huzuru, adaletin vakarına bağlıdır.
Bundan dolayı mahkemeler sahne değil,
adaletin sessiz, temiz, ağırbaşlı kürsüsü olarak kalmalıdır.
Selam ve dua ile..