Değerli kardeşlerim,
İnsanın bu dünyadaki en çetin imtihanı ölçüdür. Çoğu zaman mesele bir bilgi eksikliği değildir; asıl sorun, o hassas dengenin, o mukaddes mizanın kaybolmasıdır. Ölçü bir kez elden gitti mi, insan sarkaç misali savrulur: Ya bir şeyi haddinden fazla yücelterek putlaştırır, ya da onu hınçla ve öfkeyle inkâr eder. Din lisanıyla bu savrulmanın iki zehirli ucu vardır: İfrat ve tefrit.
Bugün insanlık, kimlik ve inanç alanında yaşadığı bütün sancıların sebebi olarak bu “ölçüsüzlük” hastalığıyla karşı karşıyadır.
Bir yanda ırkı ve aidiyeti her değerin üstünde tutan, ona mutlak bir kutsallık atfeden katı bir anlayış; diğer yanda ise tarihi, geleneği ve kimliği birer yük gibi görüp köksüzlüğü sözde bir “erdem” gibi pazarlayan başka bir uç… Görünüşte birbirine zıt olan bu iki zihniyet, aslında aynı karanlık durakta buluşur: Adaletsizlik, parçalanma ve kaos.
Oysa İslam, bu uçurumlardan hiçbirine razı değildir.
İslam’ın çağrısı son derece berraktır: Denge.
Kavmine Sahip Çık Ama Put Yapma
İnsanlık tarihinin en keskin zihinlerinden biri olan, modern sosyoloji ve tarih felsefesinin kurucusu kabul edilen 14. yüzyıl mütefekkiri İbn Haldun, “asabiyet” kavramıyla bu meseleyi adeta bir cerrah titizliğiyle teşhis eder. Aidiyet bağının toplumların bekası için vazgeçilmez olduğunu vurgularken, o hayati kaydı da özellikle düşer:
“Asabiyet, adaletle nikâhlanmazsa nizam değil, zulüm doğurur.”
Yani aidiyet bir motordur, güç verir; fakat direksiyonda adalet oturmuyorsa, o güç sizi düzlüğe değil uçuruma sürükler.
Bu dengeyi modern dönemde en iyi kavrayan isimlerden biri de Batı düşüncesinden İslam’ın hakikatine hicret eden Fransız mütefekkir Roger Garaudy (Raci Garudi) olmuştur. Garaudy, meselenin özünü şu sarsıcı tespitle mühürler:
“Irkını inkâr eden, başkasının ırkçılığına karşı duramaz.
Irkını ilahlaştıran ise adaleti savunamaz.”
Milletini Sevmek İmandandır, Zulmü Savunmak Değil
Vatanını, milletini ve kültürünü sevmek insanın fıtratındandır. İslam fıtratı yok saymaz; aksine onu terbiye eder, arındırır ve ıslah eder. Asıl sorun millet sevgisinde değil, bu sevginin zulme perde yapılmasındadır.
Kavmiyetçilik virüsü, milletini sevdiğinde değil;
“Bizden olduğu için haksız da olsa haklıdır” dediğin anda bünyeye girer. Zulmü akrabalık bağıyla örtmeye başladığın an, sevgi biter ve putlaştırma başlar.
Ömrünü bu hassas dengeyi kurmaya adamış merhum Necmeddin Erbakan hocamızın şu veciz sözü, bu duruşun adeta manifestosudur:
“Bizim milliyetçiliğimiz ırkçılık değildir. Biz milletimizi sevdiğimiz için bütün mazlum milletleri severiz.”
Fanatizm Kılık Değiştirdi
Ölçü kaybının en hazin dışavurumlarından biri de fanatizmdir. Bugün kendisini “aydın” ve “çağdaş” olarak tanımlayan hatırı sayılır bir kesim, derin bir çelişkinin merkezinde durmaktadır.
İslami hassasiyetleri, köklü değerleri ve inanç pratiklerini “gericilik” ya da “dogma” diye yaftalayan bu zihniyet; iş kendi ideolojik figürlerine gelince, tarihte eşi benzeri az görülmüş bir putlaştırma ayinine girişmektedir.
Akıl ve bilimden dem vuran insanların, beşerî şahsiyetleri hatasızlık zırhına büründürüp adeta kutsal varlıklara dönüştürmesi, modern çağın en büyük akıl tutulmalarından biridir. Bir putu yıkıp yerine başka bir put diken bu zihniyet, farkında olmadan vicdanı körleştirmekte, aklı prangaya vurmaktadır.
Şuurlu Müslüman bilir ki; mutlak hakikat kişilerin gölgesinde değil, adaletin ve ilahî ölçünün ışığındadır.
Tekfir Dili Kardeşliği Yıkar
Bugün bizi bekleyen bir diğer sinsi tehlike ise tekfirciliktir. Bu, ifratın en yıkıcı hâlidir. Kavmiyetçilik “bizden olan haklıdır” der; tekfircilik ise “benim gibi düşünmeyen dinden çıkmıştır” noktasına kadar savrulur.
Biri kanı putlaştırır,
diğeri kendi yorumunu…
Tekfirci zihin, kendi zannını hakikatin yegâne ölçüsü sanarak Allah’ın yetkisine cüretkâr bir şekilde el uzatır. Oysa Ehl-i Sünnet’in feraseti son derece nettir:
Zerre kadar iman ihtimali olan yerde küfür hükmü verilmez.
Müslüman Uçlarda Durmaz
Zamanın ruhu bizden daha yüksek ses değil, daha sağlam bir ölçü talep ediyor. İhtiyacımız olan; ne kör bir kavmiyetçilik, ne çağdaşlık maskesi takmış modern bir putperestlik, ne de kardeşliği dinamitleyen bir tekfirciliktir.
Rabbimiz bu büyük sorumluluğu Bakara Sûresi’nde şöyle ilan etmiştir:
“İşte böylece sizi, insanlara şahit olasınız diye orta bir ümmet (vasat ümmet) kıldık.” (Bakara, 143)
Müslüman; uçurumların kenarında savrulan değil, ölçünün, dengenin ve adaletin tam merkezinde duran şahittir.
Çünkü ölçü kaybolursa insanlık kaybolur.
Ve biz, o ölçüyü ayakta tutmakla mükellefiz.
Selam ve dua ile