Kardeşlerim!
Her gün dünya basınında aynı nakaratı duyuyorsunuz:
“Türkiye’de özgürlükler yok, demokrasi yok, insan hakları çiğneniyor…”
Peki gerçekten öyle mi?
Geliniz, biraz hafızamızı yoklayalım.
23 Yılda Türkiye’nin Özgürlük Yolculuğu
Bir zamanlar bu ülkede üniversite kapılarında dram yaşanıyordu. Başörtülü genç kızlara “Ya okulun ya inancın!” deniyor, gözyaşları içinde hayatları karartılıyordu. Kamu kurumlarında çalışmaları yasaktı. Bugün ise o gençler öğretmen, doktor, hâkim, milletvekili olabiliyor. Bu sadece bir siyasi karar değil, gerçek bir özgürlük devrimidir!
İmam hatiplerin önü katsayı zulmüyle kesiliyor, Kur’an kurslarına yaş sınırı konuyordu. Bugün bu engeller kaldırıldı. Çocuklar dinlerini özgürce öğreniyor, gençler inançlarıyla barışık bir eğitim alabiliyor.
Kürtçe şarkı söylemek suçtu, sanatçılar yargılanıyor, insanlar anadilini konuşmaktan korkuyordu. Bugün Kürtçe yayın yapan televizyonlar var, üniversitelerde bölümler açıldı, konserlerde özgürce şarkılar söyleniyor.
Azınlıkların malları iade edildi. Kadın hakları, sosyal yardımlar, engelliler ve yaşlılar için devlet desteği güçlendi. Vatandaşın devlete karşı hakkını arayabileceği ombudsmanlık kuruldu, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı geldi.
Kısacası kardeşlerim, dün hayal bile edilemeyen özgürlükler, bugün bu milletin günlük hayatının bir parçası hâline geldi.
AVRUPA AYNAYA BAKSIN!
Peki aynı dönemde Batı’da neler oldu?
Fransa’da hâlâ başörtüsü yasak; genç kızlar üniversiteye giremiyor. Dahası, Ulusal Birlik lideri Marine Le Pen’e 5 yıl siyasi yasak getirildi. Yani “özgürlükler ülkesi” diye pazarlanan Fransa, kendi muhalif siyasetçisini sandıktan uzaklaştırabiliyor.
İngiltere, Julian Assange’ı devlet sırlarını açıkladığı için yıllardır hapiste tutuyor.
Amerika, Trump’ı seçimden men etmeye kalktı; halkın iradesine doğrudan müdahale değil mi bu?
Almanya, muhalefet partisi AfD’yi gözetim altına aldı, ama kimse “demokrasiye darbe” demedi.
İtalya, göçmen derneklerini kapattı, medyayı tekelleştirdi.
Onlar yapınca “kamu düzeni”, biz yapınca “otoriterlik”!
Bu nasıl bir adalettir, bu nasıl bir ikiyüzlülüktür?
İÇERDE MUHALEFET, DIŞARIDA BATI:HEP AYNI SENARYO!
Bugün Türkiye’de muhalefetin en büyük silahı “özgürlük” ve “demokrasi” nutuklarıdır. Ama gerçekte tablo bambaşkadır.
Sayın Ekrem’e ve Sayın Özgür’e açılan soruşturmalar, insan haklarıyla ya da ifade özgürlüğüyle ilgili değildir. Bunlar; yolsuzluk, usulsüzlük, belediye kaynaklarının yanlış kullanımıyla ilgilidir.
Üstelik CHP’nin kurultayları, delegelerin oylarının parayla satın alındığı iddialarıyla gölgelenmiştir. Yani mesele demokrasiyi savunmak değil; demokrasiyi kendi elleriyle kirleten bir anlayıştır. Hukuk da bu şaibeleri ortaya çıkarmakla yükümlüdür.
Ama Batı basını hemen devreye giriyor, olayı “muhalefeti susturma” diye pazarlıyor. Onlar kendi siyasetçilerini yargılayınca “hukuk işliyor”, bizde olunca “otoriterlik”!
İşte asıl çifte standart budur.
Türkiye, son 23 yılda tarihinin en büyük özgürlük atılımlarını yapmıştır. Buna rağmen Batı hâlâ bize ders vermeye kalkıyor.
Soruyorum size:
Kendi sokaklarında protestocuları coplayan, gazetecileri susturan, göçmenlere kapılarını kapatan onlar değil mi?
Kendi muhaliflerine dava açınca “adalet” oluyor da, bizde olunca neden “demokrasiye darbe” oluyor?
Bilsinler ki bu millet uyanmıştır!
Ve bilsinler ki bu millet, Batı’nın ikiyüzlü masallarına artık aldanmayacaktır!
Sultan II. Abdülhamid Han’ın Filistin karşılığında altın teklif edenlere verdiği cevabı hatırlayın:
“Bedenimden kanımı çekmeden bu topraklardan tek bir karış alamazsınız!”
Bugün de mesele aynıdır.
Ne Batı’nın sahte özgürlük nutuklarına kanarız, ne de onların çifte standartlarına boyun eğeriz.
Ve unutmasınlar: Biz bu topraklarda, Abdülhamid’in izinde; bugün ise Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında dimdik durarak vatanımızı savunacağız!
Çünkü bu milletin kaderi Brüksel’de değil; Ankara’da, İstanbul’da, Anadolu topraklarında yazılır!
Selam ve dualarımla