Değerli Kardeşlerim,
Rabbimizin rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı bu mübarek Cuma gününde, kalplerimiz huzura, dualarımız umuda kavuşsun. Hayatın telaşında yıpranan ruhumuza bugün bir nefes, bir sükûnet, bir diriliş anı lazımdır. Çünkü Cuma, sadece bir gün değil; insanın kendine, Yaradan’ına ve yürüdüğü yola yeniden çekidüzen verme vaktidir.
Allah’ım; kalplerimizi hidayetinle aydınlat, adımlarımızı istikamet üzere sabit kıl.
Dualarımızı kabul, hatalarımızı mağfiret eyle.
Evlatlarımıza hayırlı gelecek, gönüllerimize huzur, yuvalarımıza bereket ihsan eyle.
Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik ve feraset lütfet.
Bugün iyilik kapılarımız açılsın, dert kapılarımız kapansın.
Cumanız mübarek, gönlünüz huzurlu olsun.
Bu girişten sonra şimdi yazımıza geçebiliriz.
Kardeşlerim,
Bu toprakların öyle derin bir hafızası, öyle çetin bir imtihanı var ki…
Bazen bir türküde içimiz dağlanır, bazen bir tarih sayfasında ecdadın ayak izlerini hissederiz.
Mazluma kol kanat geren, adaleti bayrak yapan bir medeniyetin evlatlarıyız biz. Yorulduğumuz da oldu, yıpratılmak istendiğimiz de… Ama elhamdülillah, bizi ayakta tutan o cevher hiç sönmedi: İlim, hikmet ve köklerimize sadakat.
İşte tam da bu yüzden Prof. Dr. Şener Aktürk’ün İlim Yayma Ödülü’nü alması, sıradan bir “ödül töreni” değildir. Bu, milletin kendi evladının ilmine sahip çıkmasıdır. Bu, bir dirilişin işaretidir.
SAMİMİYETLE İFADE EDEYİM…
Burada bir hakkı teslim etmeliyim:
Prof. Dr. Şener Aktürk ile bugüne kadar hiçbir tanışıklığım olmadı, hiçbir ortamda bir araya gelmişliğimiz yok.
Ödül töreninden sonra televizyonda yaptığı kısa konuşmayı dinleyene kadar kendisi hakkında özel bir bilgim de yoktu.
Fakat o konuşmadaki vakar, ilmi derinlik ve memleket hassasiyeti içimde bir merak uyandırdı. Ardından çalışmalarını, akademik birikimini, yurtdışındaki tecrübelerini araştırdım.
Gördüklerim beni bu satırları yazmaya sevk etti.
Çünkü tanışıklığın değil; hakikatin, emeğin ve ilmin takdiri esastır.
CUMHURBAŞKANIMIZA YÜREKTEN TEŞEKKÜR
Burada gönülden ifade etmek isterim ki:
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın İlim Yayma Ödülleri gecesine bizzat katılması, sadece bir protokol gereği değil; bu milletin ilme ve irfana verdiği değerin devlet katındaki en gür ilanıydı.
Ülkesini 23 yılda Allah’ın izniyle bambaşka bir seviyeye taşıyan bir liderin, ilim adamlarını kendi elleriyle onurlandırması—hem büyük bir tevazu, hem de “Bu millet ilimle yükselecek” sözünün ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın o kürsüdeki varlığı salondaki her yüreğe şunu hissettirdi:
“Devlet, ilmin yanındadır. Bu millet, evlatlarının aklına ve eserine sahip çıkacaktır.”
Bu kadirşinas duruşu için kendisine yürekten teşekkür ediyorum.
ŞENER AKTÜRK KİMDİR?
Dünyanın en zorlu ilim merkezlerinde — Chicago, Berkeley, Harvard, Yale — çalışmış, fakat oralarda kaybolmamış bir fikir adamıdır.
Her birikimi zihnine değil, kalbine koyup şu soruyla ülkesine dönmüştür:
“Bu bilgiyi memleketimin ışığına nasıl dönüştürürüm?”
Bugün Koç Üniversitesi’nde yalnızca ders anlatmıyor;
bu milletin kimliğini, modernleşme tecrübesini, devlet–millet bağını akademik bir dille dünyaya anlatıyor.
O, sadece bir akademisyen değil; bu toprakların tercümanıdır.
BU ÖDÜL NİÇİN BU KADAR KIYMETLİ?
Çünkü bu ödül bir alkış değildir;
milletin “Biz seni gördük evladım” deyişidir.
Şener Aktürk:
Ø Türkiye’nin Batı literatüründeki yanlış algılarını bilimle düzeltti.
Ø Avrupa’nın üstün-ast hiyerarşik bakışını ilmî verilerle çürüttü.
Ø Türkiye’nin kapsayıcı ulus modelini adil, modern ve gerçekçi bir çizgide anlattı.
Ø On yıllardır kalınlaşmış önyargı duvarlarına tek başına çatlaklar açtı.
İşte bu noktada, devletin en üst makamından gelen takdir, bu yürüyüşün anlamını bambaşka bir yere taşıdı.
23 YILDA KAZANILAN EN BÜYÜK ŞEY: ÖZGÜVEN
Bugün gençler “Biz de yaparız!” diyebiliyorsa, bunun arkasında uzun bir mücadele vardır.
Bu 23 yılın en büyük kazanımı şudur:
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu millete özgüven kazandırdı.
Hem de lafla değil, eserle…
Havalimanları, köprüler, tüneller, şehir hastaneleri, savunma sanayindeki dev atılımlar…
Millet kendi kendine şunu dedi:
“Demek ki oluyormuş… Biz yapabiliyormuşuz!”
İşte bu moral ve motivasyon yalnızca şehirleri değil,
bir özgüven devrimini inşa etti.
İLİM YAYMA’NIN BÜYÜK DAVASI
1951’de bir grup ideal sahibi insan toplandı ve dedi ki:
“Bu millet ilimsiz kalırsa, geleceğini kaybeder.”
İlim Yayma böyle doğdu.
Amaçları bina yapmak değil; nesil yetiştirmekti.
Bugün yüzlerce yurt, binlerce burs ile Anadolu’nun her köşesinde sessiz ama büyük bir seferberlik yürütüyorlar.
Aktürk’e verilen ödül, bu 74 yıllık büyük yürüyüşün bir meyvesidir.
BU ÖDÜL NEYİ İŞARET EDİYOR?
Bu taltifi sadece bir fotoğraf karesi olarak görmek büyük haksızlık olur.
Bu ödül şunu söylüyor:
Ø Türkiye kendi evladına güveniyor.
Ø Devlet, düşünceye ve ilme değer veriyor.
Ø Millet, yeniden ilimle yükselme yoluna giriyor.
Ø Medeniyet iddiamız yeniden filizleniyor.
Bir ülke tankla değil, ilimle büyür.
Topla değil, kalemle ayakta durur
Bu topraklar yüzyıllardır ilmiyle ve adaletiyle dünyaya ışık olmuş bir medeniyetin yurdudur.
Bugün ilim yeniden ayağa kalkıyorsa, millet de yeniden doğruluyor demektir.
Şener Aktürk’e verilen ödül, bir şahsa değil;
bir dirilişe, bir medeniyet iddiasına, bir hafıza yürüyüşüne verilmiştir
Ve biz bunu içimizden şöyle okumalıyız:
“İlim yükselirse millet yükselir; millet yükselirse tarih yeniden doğrulur.”
Selam ve dua ile…