Değerli kardeşlerim,
Son günlerde borsada yaşanan hadiseler, manipülasyon iddiaları ve bazı isimler hakkında yürütülen soruşturmalar yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Öyle ki bazı dinî yorumlarda mesele birkaç cümleyle kestirilip atılıyor.
“Borsa haramdır, fon haramdır, buradan kazanılan para da haramdır!”
Peki, mesele gerçekten bu kadar basit mi?
İslam fıkhında farklı içtihatların bulunduğu bir konuda, bütün bu görüşleri bir kenara bırakarak böylesine kesin konuşmak ne kadar doğrudur?
Merhum Yusuf el-Karadâvî, Prof. Dr. Hayrettin Karaman ve Diyanet İşleri Başkanlığının konuya ilişkin değerlendirmelerinde, hisse senedi alım satımının belirli şartlarla caiz görülebildiğini biliyoruz.
Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi de faaliyetleri meşru olan şirketlere ortak olmayı prensipte caiz kabul etmektedir. Ancak faizli işlemlere karışan şirketlerin hisseleri konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.
Dolayısıyla borsadaki her işlemi aynı kefeye koymak doğru değildir. Asıl mesele, yatırım yapılan şirketin faaliyetleri ve gerçekleştirilen işlemin niteliğidir.
Elbette bu, borsada yapılan her işlemin helal olduğu anlamına da gelmez. Faiz, aldatma, kumar niteliği taşıyan işlemler ve manipülasyon gibi uygulamalar ayrıca değerlendirilmelidir.
Burada günlük hayatımızdan bir örnek vermek istiyorum.
Hepimiz otomobil kullanıyoruz. Otobana çıkıyor, trafik kurallarına uyuyor, dikkatli davranıyoruz.
Fakat siz ne kadar dikkatli olursanız olun, bir başkası gelip aracınıza çarpabiliyor.
Şimdi böyle bir kaza yaşandı diye otobana çıkmak mı yasaklanmalı, yoksa kazaya sebebiyet veren kişinin sorumluluğu mu araştırılmalı?
Trafikte kuralları hiçe sayan trafik magandaları olduğu gibi, ticaretin her alanında, borsada da piyasanın düzenini bozan insanlar dün de vardı, bugün de var, yarın da olacaktır.
Peki, birkaç kişinin yaptığı yanlış yüzünden bütün bir ticari faaliyeti mahkûm etmek ne kadar doğrudur?
İnsanlar bir şirkete ortak olmak, birikimlerini değerlendirmek ve kazanç elde etmek amacıyla hisse senedi satın alırlar. Bazen kazanır, bazen kaybederler. Çünkü yatırımın tabiatında kâr kadar zarar ihtimali de vardır.
Ancak birileri organize biçimde fiyatları şişiriyor, gerçeğe aykırı bilgilerle insanları yönlendiriyor ve küçük yatırımcıları zarara uğratıyorsa orada artık sıradan bir ticari riskten söz edemeyiz.
Mesele, kâr ve zarar olmaktan çıkar, aldatmaya ve kul hakkına dönüşür.
Bir de kısa zamanda elde edilen büyük kazançlar meselesi var.
Elbette bir insanın kısa sürede büyük miktarda para kazanması, tek başına o kazancın haram olduğunu göstermez. Ancak bazı hisselerin olağan dışı biçimde yükselmesi, belirli kişilerin kısa zamanda büyük servetler elde etmesi ve ardından küçük yatırımcıların ağır kayıplarla karşılaşması, üzerinde durulması gereken bir durumdur.
Çünkü asıl mesele ne kadar kazanıldığı değil, o kazancın hangi yollarla elde edildiğidir.
Burada birbirinden ayırmamız gereken bir başka husus daha var.
Kişilerin kendi sermayeleriyle borsada gerçekleştirdikleri işlemlerle kamu kaynaklarının kötüye kullanılması aynı şey değildir.
Bir yatırımcının kendi parasıyla borsaya girmesi, kâr ve zarar ihtimalini bilerek bu riski üstlenmesi, kendi iradesiyle verdiği bir karardır. Elbette bu rızanın aldatmaya değil, doğru bilgiye dayanması gerekir.
Kamu malında ise durum bambaşkadır. Orada 86 milyon insanın ortak hakkı vardır. Hiç kimse kendisine emanet edilen kamu kaynaklarını şahsi çıkarı için kullanamaz. Çünkü o malın sahibi milletin tamamıdır.
Özel sermaye üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık da suçtur, günahtır ve kul hakkıdır. Her iki durumda da sorumluların ve mağduriyetlerin doğru tespit edilmesi gerekir.
Ne borsadaki her zararı vurgun diye nitelendirebiliriz ne de gerçek bir vurgunu ticaretin doğal riski diye geçiştirebiliriz.
Bugün hakkında ciddi iddialar bulunan kim varsa, hangi siyasi görüşten olursa olsun, hukuk önünde hesap vermelidir. İddialar araştırılmalı, suç tespit edilirse sorumlular hakkında hukuk işletilmeli, mağduriyetler de hukukun imkânları içerisinde giderilmelidir.
Ancak henüz yargı kararıyla kesinleşmemiş iddialar üzerinden insanları peşinen mahkûm etmek de adalet değildir.
Birkaç kişinin yaptığı ileri sürülen yanlışlardan hareketle milyonlarca insanın meşru yatırım faaliyetlerini haram ilan etmek, İslam fıkhındaki muteber görüşleri yok saymak olur. Dinî hassasiyet elbette kıymetlidir. Ancak hassasiyetin ilimle birlikte yürütülmesi gerekir.
Unutmayalım ki Kur'an-ı Kerim, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Aynı zamanda insanların mallarının haksız yollarla yenilmesini de yasaklamıştır.
Helal ticareti haram ilan etmeyeceğiz. Haram yollarla elde edilen kazancı da ticaretin arkasına saklamayacağız.
Ölçümüz belli olmalı.
Dinî değerlendirmede ilim, suç isnadında delil, hak arayışında adalet!
Selam ve dualarımla.