22 Mart 2004 Çarşamba günü sabah namazından çıkarken İsrail füzelerinin hedefi olan Şeyh Ahmed Yasin, yüce şehadet mertebesine ulaştı. Ona sekiz buçuk sene İsrail hapishanelerinde uyguladıkları zulüm ve eziyetler yetmemişti. İşgalci İsrail, Filistin davasının önde gelen şahsiyeti Şeyh Ahmed Yasin'in tekerlekli sandalyede bile yaşamasına tahammül edemedi. 67 yaşındaki felçli bedeniyle, Siyonist yönetimini hep tedirgin ediyordu. Onun aldığı her nefes, bir kasırgaya dönüşüp işgalcilerin suratında patlıyordu.

"BİZLER DİRENDİK İLERİ ATILDIK VE KAÇMADIK"
Şeyh Ahmed Yasin felçli bedenine ve çeşitli hastalıklarına rağmen, hayatını Filistin davasına adamış ve sonunda canını da bu uğurda feda etmiştir. Onun mücadele azmi, sadece Filistinlilere değil, bütün dünya Müslümanlarına örnek olmalıdır. Hele günümüzde rahatından ve lüksünden taviz vermeyen ama nutuk atmaya gelince kimseye söz hakkı tanımayan tiplere, onun hayatını ders kitabı gibi okutmak gerekir. Ne diyordu Şeyh Ahmed Yasin:
"Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: "Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!" Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu sus pus ve bön ümmete yakıt yapacağız! Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!"
Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin'in sahil şehri Askalan'a bağlı el-Cevra köyünde doğdu. Daha üç yaşındayken babası rahmetli oldu. Annesi ve kardeşleriyle hayatını devam ettirirken, 11 yaşında Büyük Felaket Nekbe'yi yaşadı. 1948'de köyleri Siyonistler tarafından işgal edilince, ailesiyle beraber mülteci olarak Gazze'ye sığındı.
1952 yılında ömür boyu engelli olarak yaşamasına sebep olan bir kaza geçirdi. Yüzerken başının üstüne düştü, boynu kırıldı ve bütün bedeni felç oldu. Kaderin bu tecellisine sabırla tahammül etti. Hayatını bu şekilde azimle devam ettirerek, liseyi bitirdi ve El-Ezher Üniversitesine kaydoldu.
İLK MESLEĞİ ÖĞRETMENLİK
Şeyh Ahmed Yasin, özel gayretiyle hocalardan dersler aldı ve kendisini çok iyi yetiştirdi. Bazı engellemelere rağmen Gazze'de öğretmenliğe başladı. 1967'deki İsrail işgalinden sonra Filistin'in kurtuluşunun ancak kendi gücüyle olacağını savunan Şeyh Ahmed Yasin ve arkadaşları, Gazze'de faaliyete başladı. İsrail onun bu çalışmalarından rahatsız olduğu için, zaman zaman gözaltına aldı. 1982 yılında çıkarıldığı mahkeme onu, 13 sene hapis cezasına çarptırdı. İki sene sonra bir esir değişimi esnasında serbest kaldı.
1987 yılında Abdülaziz El-Rantisi ile birlikte İslami Direniş Hareketi Hamas'ı kurdular. Aralık ayında başlayan 1. İntifada'yı yöneten Şeyh Ahmed Yasin, adını bütün dünyaya duyurdu. 1989'da İsrail tarafından tutuklanarak mahkemeye çıkarıldı. O hayatında hiçbir zaman işgalcileri meşru görmedi. Bu yüzden mahkemenin kendisini yargılama hakkı olmadığını savundu ve şöyle dedi:
"Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayrimeşru ve kanun dışıdır."
Mahkemenin yargıcı onun felçli olmasına aldırmadan Siyonistler için ne kadar tehlikeli olduğunu şu sözlerle dile getirdi:
"O, felçli ve oturan bir adam ama onun felçli, tekerlekli sandalyeye bağlı olmayan bir aklı ve dili var. Aynı zamanda bir örgüt adamı ve lider konumunda. Etkinlik sahibi birisi. İsrail açısından ona güvenilmez.’’
İSRAİL ZİNDANLARINDA SEKİZ BUÇUK SENE
İşgalcilerin zalim mahkemesi Şeyh Ahmed Yasin'i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Onun Filistin halkı üzerinde çok etkili olduğunu bilen Siyonistler, bazı şartlar ileri sürerek serbest kalabileceğini söylediler. İsrail'i tanıması ve imzalanan anlaşmaları kabul etmesi karşılığında hürriyetini va'dedenlere, cevabı çok kesin ve sert oldu:
"Bana dışarı çıktığım vakit karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki, onun ileri sürdüğü şartları kabul edeyim. Birtakım tavizler vererek hapisten çıkmaktansa, burada 100 yıl kalmak, benim için daha evladır."
Şeyh Ahmed Yasin, felçli bedenine ve çeşitli hastalıklarına rağmen İşgalcilerin hapishanesindeki sıkıntılara yıllarca sabretti. Kendisini kurtarmak uğruna Siyonistlerin hiçbir teklifini kabul etmedi. O Hazreti Yusuf (a.s.) gibi şöyle diyordu:
"Ey Rabbim! Zindan benim için Siyonistlerin gayrimeşru işgallerini kabul etmekten ve meşru olmayan bir hakimiyeti tanımaktan daha hayırlıdır."
Sekiz buçuk sene zor şartlarda hapishanede kalan Şeyh Ahmed Yasin, İsrail ile Ürdün arasındaki bir esir takasında serbest bırakıldı. 30 Eylül 1997 günü Ürdün'ün başşehri Amman'a götürülerek tedavi altına alındı. Tedavisi bittikten sonra Gazze'ye geri döndü.
KALDIĞI YERDEN CİHADA DEVAM
Sağlıklı genç insanların bile yorulduğu, ümitsizliğe düştüğü, dinlenme ihtiyacı hissettiği bir durumda, Şeyh Ahmed Yasin Gazze'ye dönünce kaldığı yerden cihada devam etti. Ne felçli bedeni, ne sekiz buçuk senelik zindan hayatı, ne işgalci İsrail'in zulüm ve tehditleri onu yıldırmadı. 60 yaşına girdiğine aldırmadan genç, dinamik bir mücahit gibi yine ön saflarda işgalci Siyonistler ve destekçilerine karşı mücadelesini sürdürdü.
Şeyh Ahmed Yasin, bu imanlı, ihlaslı, azimli, kararlı mücahedesiyle sadece Filistinlilere değil bütün Müslümanlara örnek oldu. Zalime, işgalciye karşı, ömrünün sonuna kadar hep başı dik, tavizsiz ve cesur bir direniş gösterdi. "En yüce maksadımız Allah yolunda şehid olmaktır" diyerek 67 yaşında o ulvi şehadet mertebesine ulaştı.
İşgalci İsrail, Filistin davasının önde gelen şahsiyeti Şeyh Ahmed Yasin'in tekerlekli sandalyede bile yaşamasına tahammül edemedi. 67 yaşındaki felçli bedeniyle, Siyonist yönetimini tedirgin ediyordu. Onun aldığı her nefes, bir kasırgaya dönüşüp işgalcilerin suratında patlıyordu.
22 Mart 2004 Çarşamba günü sabah namazından çıkıp tekerlekli sandalyesiyle evine gitmekte olan Şeyh Ahmed Yasin'e, işgalci teröristler uçaklarla, füzelerle saldırdı. Sanki karşılarında bir kişi değil, bir tabur asker vardı. Aslında onun manevi kuvveti bir tabur değil, belki yüz tabur askere bedeldi. Çünkü çelik gibi bir irade, yılmaz, yıkılmaz, sarsılmaz bir iman ile, karşısındakilere korku salıyordu. Tertemiz bedeni dünyada kalırken, ruhu Cenneti A'la'daki makamına yükseldi. Bizlere de şu acı fakat gerçek nasihatları miras bıraktı. Tabii ki anlayabilenlere...
ŞEYH AHMED YASİN'DEN ÜMMETE MEKTUP
O Hazreti Yakup (a.s.) gibi hüznünü, derdini Allah'a şikayet etmişti:
"Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!
Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim! Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!
Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin...
Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum, sana şikâyette bulunuyorum!
Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı... Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyorum!
İslam ümmetine de şöyle sesleniyordu:
Siz ey Müslümanlar!
Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında?
Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; "Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: "Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!" Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız! Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın,emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!
Müslümanlara da ilme önem vermelerini tavsiye ediyorum. İlim gelecekte bizim düşmanımıza karşı zafer elde etmekte kullanacağımız silahımız olacak. Cehaletle zafer elde edemeyiz. Dini, dünyayı ve ahireti kuşatacak bir ilimle ancak zafer elde edebiliriz.’’