“Haddini bilmek, hikmetin anahtarıdır; bilmeden konuşmak ise fitnenin kapısıdır.”

Değerli Kardeşlerim,

Bizim milletin öyle bir hasleti var ki, doğrusu gıpta edilecek cinstendir:

Bu millet, memleketinin gidişatına asla kayıtsız kalmaz!

Sokağa çıksan, kahveye otursan, otobüse binsen; yanındaki amca bir bakmışsın dış politika uzmanı, berisindeki bey ekonomi profesörü, öbürü strateji danışmanı kesilmiş!

Bakkalından emeklisine, öğrencisinden işçisine kadar herkesin bir fikri, bir yorumu vardır.

Bu aslında kötü bir şey değildir; bilakis canlı bir millet olmanın göstergesidir.

Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Kim bir kavmin işine ilgisiz kalırsa, onlardan değildir.” (Taberânî)

Yani Müslüman, toplumuna duyarsız kalmaz.

Memleketin derdiyle dertlenmek, vatanın gidişatına kulak vermek bir imanın gereğidir.

Ama işte burada bir çizgi var kardeşlerim: İlgilenmek başka, hüküm vermek başkadır!

Bilmeden Hüküm Vermek, Fitnenin Başlangıcıdır

Ne yazık ki çoğu zaman bilmediğimiz konularda bile kesin konuşuyoruz.

Bir bakıyorsun, evinde çocuğuna söz geçiremeyen adam, televizyonda devletin ekonomi politikasını eleştiriyor.

Ay sonunu zor getiren, bütçesini denkleştiremeyen, devletin bütçesine yön veriyor!

İşte burada bir terslik, bir ölçü kaybı var.

Kardeşlerim, gelin dürüst olalım:

Biz bazen kendi evimizi bile idare edemiyoruz.

Çocuğumuzla, eşimizle, kardeşimizle anlaşamıyoruz.

Daha kendi evinde düzen kuramamış insan, devletin düzenine ahkâm kesiyor.

Evini yönetemeyen, gönlünü yönetemeyen, dilini tutamayan; büyük söz ettiğinde, o sözün kıymeti olmaz.

Kur’an ve Sünnetin Ölçüsü

Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 36)

Ne kadar açık bir uyarı!

Bilmiyorsak susacağız. Her duyduğumuzu aktarmayacağız.

Zira Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Kişiye günah olarak, her duyduğunu söylemesi yeter.” (Müslim)

Demek ki çok konuşmak fazilet değil, çoğu zaman vebaldir.

Bir başka hadis-i şerifte de buyuruyor ki:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun!” (Buhârî, Müslim)

Yani sözümüz ya faydalı olacak ya da sessiz kalacağız.

Faydasız söz, boş tartışma, sadece kafa karıştırır.

Unutmayalım: Susmak bazen en yüksek bilgeliktir!

Çünkü susmak, bilmediğini itiraf etmenin erdemidir.

En Çok Konuşan, En Çok Bilen midir?

Merak ediyorum kardeşlerim,

Dünyada bizden daha “politize” bir millet var mı?

Dakika dakika gündemi takip eden, kahvede, durakta, hatta cenazede bile siyaset konuşan bir millet…

Ama kendi işinde, kendi evinde aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

Kendi cebini toparlayamayan, devletin ekonomisine reçete yazıyor;

Kendi evinde kavga eden, ülkeye barış dersi veriyor.

Bu çelişki bize hiç mi ağır gelmiyor?

Aziz kardeşlerim,

Ülke meselelerine kafa yormak, fikir üretmek elbette güzeldir.

Ama her şeyin bir ölçüsü, bir sınırı vardır.

Bilmediğimiz konularda konuşmak, sadece kendimizi değil, toplumu da yanlış yönlendirir.

Unutmayalım:

“Her söz doğru olmalı; ama her doğru, her yerde söylenmemeli.”

Bu sözü hayatımızın merkezine koyarsak, hem kendimizi hem çevremizi koruruz.

Aksi halde, iyi niyetle bile söylenen bir söz, fitnenin fitilini ateşleyebilir.

O hâlde gelin önce kendi evimizi, dilimizi, gönlümüzü yönetelim.

Sonra devletin işine dair sözümüz daha değerli, daha hikmetli olacaktır.

Haddini bilen, hikmeti öğrenir; haddini bilmeyen, kendi sözünde boğulur.

Dua ile…

Rabbim bizlere doğruyu doğru bilip uymayı,

Yanlışı yanlış bilip sakınmayı,

Ve en önemlisi haddimizi bilmeyi nasip eylesin. Âmin.