“Dev yatırımlar, modern binalar... Ama bütün hizmeti vatandaşın gözünde ya yücelten ya da sıfırlayan şey: İnsan unsurudur.”

Değerli Kardeşlerim!

Bugün sağlık turizmiyle övünüyoruz; dünyanın dört bir yanından insanlar ülkemize şifa bulmak için geliyor.
Ama unutmayalım: Kendi vatandaşımızın gördüğü muamele de en az yabancılar kadar kıymetlidir!

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi:

“Son 23 yılda sağlık alanında büyük bir dönüşüme imza attık. Dünyada örnek alınan, birçok ülkenin gelip incelediği modern bir sağlık altyapısını ülkemize kazandırdık.”

Bu altyapıyla gurur duyuyoruz; ama asıl mesele burada bitmiyor!

SAĞLIKTA DEVRİMİN KALBİ: İNSAN

Evet, son yirmi yılı aşkın süredir Türkiye sağlıkta bir devrim yaşadı.
Şehir hastaneleri yükseldi, modern cihazlar kuruldu, doktor sayısı arttı, teknolojik altyapı güçlendi.
Pandemi günlerinde Avrupa maske bulamazken, biz hem vatandaşımıza hem dost ülkelere destek olduk.
Bugün birçok yabancı hasta Türkiye’ye gelerek göz ameliyatı oluyor, organ nakli yaptırıyor.
Bu tabloyla övünmemek mümkün mü?

Ama unutmayalım…
Her dev hastanenin, her teknolojik yatırımın önünde duran ilk muhatap insandır!
Hasta kapıdan girince cihazı, binayı, teknolojiyi değil; önce bir tebessümü arar.
O tebessüm yoksa, en modern bina bile duvar yığınına dönüşür.
Hizmetin kalitesi tam da o ilk bakışta başlar.

BİR GÜNLÜK TECRÜBE,

Geçtiğimiz gün yaşadığım küçük bir olay, bu gerçeği bana yeniden hatırlattı.
Kulağım tıkanmıştı; hastaneye gittim. Girişteki yönlendirme masasına selam verdim.
Ama görevli kardeşimiz tebessüm yerine soğuk bir yüzle,
“Randevunuz var mı?” diye sordu.
“Yok.” dedim.
“Olmaz o zaman, ama ikinci kata çık bir sor. Yalnız bakacaklarını da sanmam.” dedi.
Ben “Acile gitsem bakarlar mı?” dedim.
“Hayır, bakmazlar.” cevabını aldım.

Moralim bozuldu. Ama içimde bir ses “Yine de dene!” dedi.
Sözünü dinledim, doğruca acile gittim.
Elhamdülillah, orada doktoruma göründüm, muayene oldum, ilacım yazıldı.
Yani yönlendirme masasındaki umutsuzluk yerine, doktorun samimiyeti bana şifa oldu.

AYNI HASTANEDE İKİ AYRI DÜNYA

İşte mesele tam da burada!
Aynı hastane, aynı çatı…
Birinde vatandaşın moralini bozan bir üslup, diğerinde şifa veren bir gönül!
Devlet milyarlar harcıyor; ama tek bir ukala tavır, o hizmeti gölgeleyebiliyor.

Genç kuşak artık farklı düşünüyor.
Sosyal medyadan teşhis koyan, “Videoda görmüştüm” diyerek doktora gelen gençler,
sadece tıbbî değil, insanî bir ilgi de bekliyor.
Kendini değersiz hissettiği yerde, en gelişmiş teknoloji bile anlamını yitiriyor.

BİR TEBESSÜM, BİR YÖNLENDİRME, BİR KÖPRÜ!

Unutmayalım kardeşlerim:
Bir tebessüm, bazen en güçlü ilacın yerini tutar.
Doğru yönlendirme, vatandaşa verilen en büyük güvencedir.
Güzel bir söz, devletle millet arasındaki en sağlam köprüdür.

Bugün bu altyapıyı ayakta tutan, sağlık çalışanlarımızın gayreti ve özverisidir.
Hepsine yürekten teşekkür ediyorum.
Onlar, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla gece gündüz demeden koşturuyorlar.
Sağlıkta ulaştığımız başarının tacı; bina, cihaz, ilaç değil; gönül kazanmak olmalıdır.

KUL HAKKI BURADA BAŞLAR!

Kul hakkı dediğimiz mesele tam da budur.
Hasta kapıya geldiğinde duymak ister:
“Senin derdin, benim derdimdir.”
İşte o zaman sağlık hizmeti hakikatli, kalıcı ve örnek olur.

Ne olur kardeşlerim,
Yapılan onca yatırım, onca emek bir kişinin ilgisizliğine kurban gitmesin.
Sağlıkta gerçek başarı; bina ile değil, gönülle ölçülür.
Her hasta, devletin misafiridir.
Misafire güzel muamele, devletin en parlak yüzüdür!