Şehirlerimizi sadece betonla değil; fikirle, kültürle ve sanatla inşa edelim! Çünkü kalitesiz asfalt nasıl israfsa, ruhsuz bir kültür etkinliği de israftır; milletin alın terini boşa harcamaktır!
Değerli Kardeşlerim!
Etrafımızdaki belediyelerin kültür-sanat faaliyetlerine şöyle bir bakalım… Afişler cıvıl cıvıl, sosyal medya paylaşımları rengârenk, salonlar tıklım tıklım… Ama gelin, şu soruyu vicdanımızla soralım:
Bu çalışmalar gençlerimizin kalbine kalıcı bir şey bırakıyor mu? Kültürümüzü, inancımızı, değerlerimizi yarınlara taşıyacak bir iz, bir nefes, bir ufuk kazandırıyor mu?
Bugün birçok sahnede konser, tiyatro, şenlik var; ama işin özünde büyük bir boşluk var! Karşımızda ruhu çekilmiş bir eğlenceye, üç gün süren suni bir coşkuya, sadece fotoğraf çekip paylaşmaya indirgenmiş bir kültür-sanat anlayışı duruyor. Oysa kültür-sanat bir milletin hafızasıdır, vicdanıdır, istikamet pusulasıdır. Pusula şaşarsa, nesiller yolunu kaybeder!
Ne yazık ki birçok belediye kültür-sanat işini yalnızca “festival yapmak” sanıyor. Üç gün şenlik, iki gün konser, ardından sessizlik… Peki tiyatroda derinlik, edebiyat söyleşilerinde ufuk açıcı fikirler, sanatta özgün üretim nerede?
Sanat günü kurtarmak için değil, geleceği inşa etmek için vardır. Bizde ise çoğu zaman sadece “gösteri” seviyesinde kalıyor; bir eser değil, bir vitrin inşa ediliyor.
Bir de şu festivallere bakın! Denizi olmayan şehirde hamsi festivali, kirazı olmayan şehirde kiraz festivali, hayvancılığı olmayan şehirde sucuk festivali…
Allah aşkına, bu mudur kültür-sanat? Bu mudur yerel kimlik?
Festival dediğin şehrin ruhunu, tarihini, emeğini yansıtır. Hamsi festivalini Karadeniz’in tuzlu rüzgârında, kiraz festivalini dalından meyve toplayan köylünün emeğiyle yaparsın. Bizde ise sırf kalabalık toplamak ve sosyal medyada “bakın biz de yaptık” demek için şehrin ruhuna uymayan taklit etkinlikler düzenleniyor.
Üç gün yenilip içiliyor; ardından ne bir fikir, ne bir eser, ne de kalıcı bir değer kalıyor. Festival günü kurtarıyor ama şehrin ruhunu tüketiyor!
ÜRETİM OLMADAN MEDENİYET İDDİASI BOŞ!
Belediyeler ne yazık ki kültür-sanatın tüketim tarafında kalıyor: Konsere bilet al, şenliğe katıl, tiyatro izle… Peki üretim nerede?
Gençlerimizin yazdığı bir oyunun sahnelendiği, bir gencin bestelediği eserin orkestrayla buluştuğu, bir ressamın ilk sergisinin açıldığı kaç örnek görebiliyoruz?
Sanatı seyirlik olmaktan çıkarıp, üreten bir ruhun mayası hâline getirmeliyiz. Belediyeler sanatçı yetiştiren atölyeler kurmalı, gençlere burs ve mekân sağlamalı, eserlerini halka ulaştıracak köprüler olmalıdır. Çünkü şehirler, tüketilen değil; üretilen sanatla medeniyet olur!
Belediyelerde hâlâ bir kesim kültür-sanat için ayrılan bütçeyi “israf” görüyor. “Belediye dediğin yol yapar, kaldırım döşer” deniyor. Elbette altyapı yapılacak; ama şehir sadece beton değildir. Şehrin ruhunu yaşatan, insana kimlik kazandıran şey kültürdür, sanattır!
Kültür-sanat için ayrılan bütçe doğru kullanılırsa, altyapıya harcanan paradan çok daha kıymetlidir! Çünkü asfalt bir gün bozulur; ama gençlerin yüreğine ekilen bir fikir, bir ideal, bir ahlak tohumu nesiller boyu meyve verir. Kültür yatırımı bir nesil yetiştirir; o nesil de zaten yolları, köprüleri en güzel şekilde yapar ve korur.
Kısacası, kültüre ayrılan her kuruş, milletin geleceğine yapılan en stratejik yatırımdır!
Unutmayalım: Kalitesiz yapılan her şey israftır. Döktüğün asfalt sağlam değilse ilk yağmurda sökülür; yapılan etkinlik ruhsuzsa ertesi gün unutulur.
Kültür-sanat bir şehrin kalbine atılan maya gibidir; maya bozuksa hamur asla tutmaz!
Kardeşlerim, kalite sadece yol ve köprüde değil; sanatta, kültürde, fikirde de olmalı. Belediyeler, harcadıkları her kuruşun gençlerin vicdanına, aklına, ruhuna bir değer katıp katmadığını sorgulamalıdır. Eğer kalıcı bir eser, bir ufuk, bir üretim ortaya çıkmıyorsa o harcama sadece göz boyayan bir vitrindir.
BİZ VİTRİN DEĞİL;RUH İNŞA ETMEK ZORUNDAYIZ!
Gerçek kültür-sanat, Yaradan’ın kâinata nakşettiği güzelliği fark edip onu hayata taşımaktır. Kültür ve sanat adına ürettiğimiz her çalışmayı O’nun boyasıyla boyadığımızda, yaptığımız iş yalnızca bir etkinlik olmaktan çıkar; gönüllere dokunan, insanı yücelten, toplumu dönüştüren bir değere dönüşür. İşte o zaman kültür-sanat şehrin ruhunu diriltir, milletin vicdanını ayağa kaldırır!
Belediyelerin sahnelediği tiyatrolar gençlere sadece vakit geçirtmemeli; onlara bir fikir, bir ideal, bir ufuk kazandırmalıdır. Sanat sadece güldürmek veya ağlatmak için değil; düşündürmek, sorgulatmak, iyiyi ve doğruyu sevdirmek için vardır. Perde açıldığında gençlerin kalbine vatan sevgisi, ahlak şuuru, adalet duygusu işlenmelidir.
Sanatı sapık ideolojilerin değil; hakikatin, imanın ve ortak aklın hizmetine verelim ki şehirlerimiz sadece beton yığınları değil, ruhu olan medeniyet merkezleri olsun!
Unutmayalım, sanat milletin vicdanını diri tutmanın en güçlü kılıcıdır!