Kırk yıl süren kan, gözyaşı ve fitne dönemi artık bitiyor!
Bu milletin duası, imanıyla birleşti; terörün değil, kardeşliğin devri başladı!
DEĞERLİ KARDEŞLERİM,
Bir etrafımıza bakalım...
Yakın coğrafyamızda nice ülkeler vardı; köklü medeniyetleriyle, kadim şehirleriyle dünyaya ışık tutarlardı.
Ama bir sabah uyandılar; kardeş kardeşe düşman olmuş, şehirler harabeye dönmüş, umutlar küle karışmıştı.
Irak’ta bir bomba, Suriye’de bir mermi, Libya’da bir fitne yetti; devletler yıkıldı, halklar birbirine kırdırıldı!
Peki o ateşi kim yaktı?
Kim o coğrafyaları haritadan değil, vicdanlardan silmek istedi?
Aynı eller, aynı plan, aynı karanlık akıl...
Çünkü hedef hep aynıydı: Güçlenen, söz sahibi olan Müslüman ülkeleri diz çöktürmek!
Ve sonra sıra Türkiye’ye geldi.
1980’lerin başında bir sabah bizim dağlarımızda da bir ateş yandı.
Bir yılan başını uzattı o dağlardan...
Adı “terör”dü!
O günden sonra bu milletin en yiğit evlatları cepheden değil, pusudan vuruldu.
Amaç açıktı: Türkiye’yi Suriyeleştirmek, Iraklaştırmak, bizi de birbirimize kırdırmak!
Ama yanıldılar!
Çünkü bu milletin damarlarında Malazgirt’ten Çanakkale’ye akan iman kanı vardı.
Biz ne zaman köşeye sıkışsak, Allah’ın izniyle oradan bir yiğit çıktı, o fitneyi boğdu!
Bugün işte o mücadelenin, o dirilişin meyvesini topluyoruz!
Şimdi artık başka bir Türkiye var:
Korkmayan, eğilmeyen, diz çökmeyen bir Türkiye!
Kırk yıldır süren o karanlık tünelin sonunda artık ışık var.
Ve bu millet, bir daha asla o karanlığa geri dönmeyecek!
BU BELA NEREDEN VE NİÇİN ÇIKTI?
Tarih iyi bilinmeden bugünü anlayamayız.
1980’lerin başında, bu ülkenin dağlarında bir sabah ansızın “terör” diye bir yılan belirdi.
O yılanı kim doğurdu?
Silahı kim verdi, parayı kim bastı, propagandasını kim yaptı?
Açık konuşalım:
Bu kirli planın arkasında Amerika vardı, Avrupa vardı, İsrail vardı!
Çünkü onlar, Türk milletinin bağımsız duruşundan rahatsız oldular.
Kurtuluş Savaşı’nda nasıl “manda” dayattılarsa, bu defa da “terör” dayattılar!
Amaç açıktı:
Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye, Doğulu’yu Batılı’ya düşürmek!
Yani mesele toprak değil; birliğimizi, kardeşliğimizi yıkmak meselesiydi.
KIRK YILLIK TERÖRÜN EKONOMİK BEDELİ: 1,5 TRİLYON DOLAR!
Resmî ve akademik raporlara göre, terörün Türkiye’ye doğrudan maliyeti 1,5 trilyon doların üzerindedir.
Dikkat edin, trilyon diyorum!
Bu parayla neler yapılabilirdi biliyor musunuz?
• 500 bin yeni konut yapılır, tüm dar gelirli aileler ev sahibi olurdu.
• 10 milyon öğrenciye burs verilirdi.
• 81 ilin tamamına 5 yıldızlı hastane yapılırdı.
• Türkiye’nin enerji ihtiyacı 20 yıl boyunca bedava karşılanabilirdi.
• 10 yerli otomobil fabrikası, 5 savunma sanayi üssü kurulabilirdi!
Ama bu paralar, dağlarda yakılan araçlara, bombalanan köprülere, yıkılan hayatlara gitti.
Sadece ekonomi değil, umut da yandı!
KÜLLERİNDEN DOĞAN MİLLET
Ama unuttukları bir şey vardı:
Bu milletin damarlarında Malazgirt’ten Çanakkale’ye akan iman kanı dolaşıyor!
Biz ne zaman köşeye sıkışsak, Allah’ın izniyle oradan bir yiğit çıkar.
Biri dağda aslan gibi askerdir,
biri şehirde gözü pek polistir,
biri evinde dua eden bir ninedir…
Hepsi aynı yüreğin parçalarıdır!
Ve işte o yürek, Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetiyle ve Devlet Bahçeli’nin aklî selim duruşuyla yeniden şahlandı.
Farklı görüşler, vatan söz konusu olunca TEK YÜREK oldu.
O gün milletin kalbine yeni bir umut doğdu.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE” ARTIK DEVLET POLİTİKASIDIR!
Bu kararlılığın en net ifadesi, 21 Ekim 2025’te TBMM kürsüsünden yankılandı:
“Terörsüz Türkiye hedefi artık bir hayal değil, millî bir hakikattir.
Silah varsa siyaset yoktur; siyaset olacaksa silahların tamamı yakılmalıdır!”
[Devlet Bahçeli]
Bu cümle sadece bir söz değil; taşa kazınmış bir yemindir!
Bugün artık devletin aklı da, milletin duası da aynı hedefte birleşmiştir.
Terörsüz Türkiye, artık bir temenni değil; bir devlet iradesidir!
BİRLİĞİMİZE ZEHİR SIKAMAZLAR!
Bugün Türkiye yalnız dağdaki teröristle değil, her türlü fitneyle savaşıyor.
Kürt kardeşim artık dağda değil, Meclis’te söz sahibi.
Alevi kardeşim öteki değil; bu vatanın asli evladıdır.
Camisiyle, cemeviyle, kilisesiyle bu millet aynı sofrada oturabiliyor.
Bu topraklarda 86 milyon bir yürek gibi yaşamak istiyorsak; farklılıklarımızı, görüş ayrılıklarımızı, geçmiş kırgınlıklarımızı bir kenara bırakmak zorundayız.
Çünkü biz ayrı düşersek başkaları sevinir, biz bir olursak dünya dize gelir!
Kardeşliğin, huzurun, barışın yolu; “ben” demekten değil, “biz” diyebilmekten geçer.
Bayrağımız bir, ezanımız bir, kaderimiz bir!
O hâlde ayrılıklara değil, birliğin bereketine sarılalım!
Bir zamanlar “Bu mesele bitmez” diyenler, şimdi “Bu millet bitmezmiş!” diyor.
Çünkü artık aynı ezana, aynı bayrağa, aynı vatana yürekten bağlıyız.
Unutmayın kardeşlerim,
Bu vatanı biz tankla değil, dua ile savunduk!
Bugün terör örgütleri çökerken, sadece devletin gücü değil, milletin sabır ve şükürle yoğrulmuş duası galip geliyor.
Artık kimsenin bu topraklara fitne tohumu ekmeye mecali kalmadı!
TEŞEKKÜR
Kırk yıldır kanla yoğrulan bir coğrafya artık huzurun nefesini alıyor.
Terör değil, tefekkür; korku değil, kardeşlik çağrısı yankılanıyor!
Türkiye’nin önü açık, yolu aydınlık!
Ve bu millet, artık ne “bölünme” ne “fitne” duymak istiyor.
Kırk yıldan beri ülkede akan kanın durması için her türlü riski göze alıp, milletimizin geleceği için kararlı ve cesur adımlar atan
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a
gelecek nesillerimiz adına yürekten teşekkür ediyorum.
Rabbim onu ve ailesini her türlü şerden ve şerli insanlardan muhafaza eylesin.
Ayrıca, bu sürece aklî selim duruşuyla destek verip,
devletin aklını milletin vicdanıyla buluşturan
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye de samimiyetle teşekkür ediyorum.
Çünkü bu milletin kalbi aynı kıbleye dönüyor!
Çünkü bu vatanın üstünde ezan, göğsünde iman var!
Çünkü bu milletin adı Türkiye,
soyadı Kardeşliktir!
Selam ve dualarımla,