Kardeşlerim,

Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924’te çıkarılan devrim kanunlarıyla kuruldu. İlk yıllarda devletin dini sıkı kontrol altında tutmasının bir aracı oldu. Camilerden hutbelere kadar her şey gözetim altındaydı. Ancak 1950’lerden itibaren, milletin inançlarına daha yakın duran sağ iktidarların desteğiyle Diyanet, Anadolu insanının gönül çizgisine yanaşmaya başladı. Böylece milletin kalbiyle devletin kurumu arasındaki mesafe kapandı.

Bugün 90 bin camide, 145 binden fazla görevli milletin imanına hizmet ediyor. Kur’an öğretiyor, gençlerin kalbine iman aşılıyor, cemaatine yol gösteriyor. Dindar bir neslin yetişmesi için bütün birimleriyle diyanet adeta seferber olmuş. Yani Diyanet sadece bir kurum değil; bu milletin manevi sigortasıdır.

Ve samimi bir soruyu buradan soralım:

Diyanet’ten maaş alan imamlar Allah’ın dinini anlatmayacaksa, neyi anlatacaklar?

Milletin vergisiyle alınan o helal maaş, işte bu büyük vazifenin güvencesidir.

Hutbelerden Asıl Rahatsızlık Ne?

Son günlerde hutbeler üzerinden yükselen itirazları görüyoruz. Ama işin gerçeği şu: Onların rahatsızlığı hutbenin kendisinden değil; hutbede dile getirilen Kur’an’ın hakikatlerinden.

Çünkü hutbe faizi hatırlatır.

Hutbe kul hakkını haykırır.

Hutbe zinadan uzak durmayı öğütler.

Hutbe içkiyi, kumarı, haramı dile getirir.

Hutbe bugün sokaklarda adeta çırılçıplak bir Müslümanın dolaşmaması gerektiğine vurgu yapar,

Hutbe sadece dini bilgi veren bir metin değildir; hutbe, toplumsal ve ahlaki çürümeye karşı milletin vicdanını ayağa kaldıran bir çağrıdır. İşte rahatsızlık tam da buradan doğuyor! Çünkü bazıları, Allah’ın kitabının ve Resûl’ün sünnetinin gösterdiği istikameti değil; kendi heva ve heveslerine uyan bir din anlayışını hutbelerde duymak istiyor. Onlar arzuluyor ki hutbeler harama dokunmasın, menfaati sorgulamasın, vicdanları rahatsız etmesin; toplumsal düzene dair tek söz söylemesin. Yani istiyorlar ki hutbe, hakikatin sesi değil, onların keyfine uygun bir metin olsun.

Asıl Derdi Olanlar Kimler?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka’nın “Diyanet kendi işine odaklansın” sözü de işte bu anlayışın bir tezahürüdür.

Peki Diyanet’in işi nedir?

Diyanet’in işi Allah’ın ayetlerini insanlara ulaştırmak değil mi?

Farzı, haramı hatırlatmak değil mi?

Kur’an örtünmeyi farz kılmış; Diyanet bunu söylemeyecek mi?

Allah içkiyi haram kılmış; Diyanet susacak mı?

Allah, kul ve kamu hakkını yasaklamış; Diyanet haykırmayacak mı?

İşte bu soruların cevabı, onların rahatsızlığının kaynağını ortaya koyuyor. Onlar hutbede Allah’ın dinini değil, kendi keyiflerine uygun bir “dini” duymak istiyorlar.

Hutbe Susturulamaz

Unutmasınlar:

Dört hak mezhebe göre hutbe farzdır.

Hutbede okunan ayetler Allah’ın kelamıdır. Hutbe Peygamber’in emanetidir, milletin vicdanıdır.

Evet, bir dönem ezanı susturdular. Ama ezan milletin kalbinde hiç susmadı. Bugün de hutbeyi susturabileceklerini sanıyorlar. Yine boş bir hayal görüyorlar!

Çünkü hutbe bu milletin vicdanıdır.

Çünkü hutbe bu toprakların nefesidir.

Çünkü hutbe, Allah’ın izniyle, kıyamete kadar minberlerden yankılanmaya devam edecektir.

Son söz:

Hutbeye yönelen her ok, aslında milletin kalbine saplanır. Ama bu millet hutbesiz kalmayacak. Çünkü bu milletin kalbi Kur’an’la atıyor, hutbeyle nefes alıyor, Allah’ın izniyle ebediyen de böyle olacak.

Selam ve dualarımla