"Görevden alınacak” söylentileri bir haber değil; Türkiye’nin devlet aklını tartmak, bağımsız duruşunu yoklamak ve masadaki gücünü zayıflatmak için dolaşıma sokulmuş hesaplı bir algı denemesidir.
Değerli Kardeşlerim,
Bu ülkede bazı isimler vardır; makamla büyümezler, makam onların duruşuyla anlam kazanır. İsmi zikredildiğinde birilerinin huzursuz olması, birilerinin de içinin ferahlaması boşuna değildir. Çünkü o isimler, sadece bir görev tanımı değil; bir duruşu, bir çizgiyi, bir devlet anlayışını temsil eder.
Bugün etrafında gürültü koparılan mesele tam olarak budur.
Son günlerde Hakan Fidan üzerinden yürütülen tartışma, sanıldığı gibi bir koltuk ya da görev değişimi meselesi değildir. Bu, kişi merkezli bir tartışma değil; Türkiye’nin izlediği istikamete dair bir rahatsızlığın dışavurumudur.
Hakan Fidan’ı sadece “bürokrat”, “istihbaratçı” ya da “bakan” diye anlatmak eksik kalır. O, devletin en zor dönemlerinde sorumluluk almış; alkıştan çok yük taşımış, görünmeden iş yapmış bir isimdir. Asker ocağında başlayan yolculuğu, yurt dışında aldığı eğitimle genişlemiş; fakat pusulası hiçbir zaman bu milletin yönünden sapmamıştır.
2000’li yılların başında Türkiye dünyaya yeniden açılırken, TİKA üzerinden yürütülen çalışmalar basit bir yardım faaliyeti değildi. O adımlar, Türkiye’nin itibarını, güvenilirliğini ve sözünün ağırlığını inşa eden adımlardı. Ardından MİT’te başlayan dönüşümle Türkiye, başkalarının masasından bilgi alan değil; kendi masasını kuran, kendi oyununu okuyan bir devlete evrildi.
7 Şubat’ta hedef alındı.
17–25 Aralık’ta susturulmak istendi.
15 Temmuz gecesinde ise devletin kaderi dakikalarla yarıştı.
O gece yaşananlar şunu gösterdi: Devlet aklı doğru yerde durursa, millet de doğru zamanda ayağa kalkar. Türkiye o karanlık geceden aydınlığa çıkabildiyse; bunda milletin cesareti kadar, görevini soğukkanlılıkla yapan LİDERİN ve devlet aklının da payı vardır.
Peki bugün neden “görevden alınacak” söylentileri ısıtılıp ısıtılıp servis ediliyor?
Çünkü bu söylemi canlı tutanların derdi şahıs değil, hesaptır.
Birincisi; Türkiye’nin son yıllarda izlediği bağımsız ve çok yönlü dış politika çizgisinden rahatsız olan dış çevreler, bu çizginin taşıyıcı isimlerini tartışmalı hâle getirerek Türkiye’nin masadaki ağırlığını azaltmak istemektedir.
İkincisi; içeride bir dönem etkili olup bugün alan kaybeden bazı çevreler, “güç kaybı” algısı oluşturarak yeniden pozisyon kapma arayışındadır.
Üçüncüsü ise psikolojik harp yöntemidir: Devlet ciddiyetini yıpratmak, muhatap ülkelere “Ankara’da belirsizlik var” mesajı vermek.
Bu yüzden ortada bir haber değil, hesaplı bir algı denemesi vardır.
Peki bu çevreler neden doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef almıyor? Çünkü milletle kavga etmenin bedelini bildikleri için, liderin etrafındaki güçlü devlet aklını yıpratarak dolaylı sonuç almaya çalışıyorlar.
Değerli Okuyucularım,
Bu ülke şunu defalarca tecrübe etti: Devlet aklı zayıfladığında bedel ödedik; devlet aklı güçlendiğinde ayağa kalktık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, millet iradesinin güçlü temsilcisidir. Hakan Fidan ise devlet hafızasının, sürekliliğin ve stratejik aklın taşıyıcısıdır. Biri meydanda konuşur, diğeri masada susarak ülkeyi korur. Ama ikisi de aynı hedefe bakar.
Gün gelir, görevler değişir; isimler yer değiştirir. Ama önemli olan şudur: Bu ülkenin dümeninde, rüzgâra göre yön değiştirenler değil; fırtınada rotasını koruyanlar olmalıdır.
Bu millet 7 Şubat’ı gördü.
17–25’i yaşadı.
15 Temmuz’dan geçti.
Ve bütün bu zor kavşaklarda bazı insanlar eğilmedi.
Bugün gürültü çıkaranlar olabilir.
Ama tarih; sessiz duranları, yükü taşıyanları ve devleti ayakta tutanları yazar.
Bu vesileyle, bu yazıyı okuyan tüm kardeşlerimin Cuma gününü tebrik ediyor, gönüllerimize ferahlık, hanelerimize huzur, memleketimize birlik ve dirlik diliyorum. Rabbim dualarımızı kabul, Cumamızı mübarek eylesin.
Selam ve dua ile..
Muhammed Sarı